Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,

“Don’t cry for me,  Argentina..

The truth is,  I never left you,

All through my wild days,

My mad existence

I kept my promise,

Don’t keep your distance…”

Bu meşhur şarkı, Andrew Lloyd Webber ve Tim Rice tarafından Evita müzikali için bestelenip 1976 yılında piyasaya duyuruldu ve ABD özgürlüğünün 200. Yılını kutlarken, Arjantin ne yazık ki aynı şeyi kutlamak şöyle dursun, yeni bir dikta rejiminin içine sürüklenmekteydi…

Arjantin, hatta daha büyük ölçekte Güney Amerika, tarihini ve değerlerini hep merak ettiğim yerler olmuştur. Nihayet altmış yıl yaşadıktan sonra buraları ziyaret etmek, konuştukları dili yakından duymak, soludukları havayı solumak ve geçmişte yaşadıklarını biraz daha detaylı öğrenmek nasip oldu. Özellikle Arjantin, çok çok eski bir geçmişi olmamakla birlikte, tarihini tüm dünyanın yakından izlediği, bana göre gizemini hala koruyan ilginç bir ülke. Durum böyle olunca da, kalem fren tutmuyor ve paragraflar birbiri ardına ekleniyor. Ben yazarken sıkılmadım, umarım siz de okurken keyif alırsınız…

Pembe evin meşhur balkonu

Arjantin denilince akla gelen ilk birkaç şey nedir?

Eva Peron

Tango

Özgürlük ve çalışan hakları

Sığır eti

Avrupa kıtasından öncelikle İspanya orijinli olarak keşfe çıkan insanoğlu Güney Amerika kıtasına gelmeden önce, günümüzde Arjantin olarak bildiğimiz bölgede yerli halk dağınık bir şekilde ve küçük gruplar halinde avlanarak ve biraz da tarım yaparak yaşamlarını sürdürüyorlarmış. Bunların bazıları metal işlemesini biliyor ve kilden kaplar yapabiliyorlarmış. Bir kısmı da kendi inşa ettikleri kale benzeri korunaklarda yaşamlarını devam ettiriyormuş. Bir de Büyük Okyanus tarafındaki And dağlarında 12. asırda kurulmuş olan büyük “Inca İmparatorluğu” varmış.

Bir tango gecesi – Cafe de Los Angelitos

Doğu kıyılarına  ilk ulaşan Juan de Solis olmuş (1516) fakat yerliler tarafından öldürülmüş. O’nu Sebastian Cabo izlemiş (1526) ve 1536 da Pedro de Mendoza buraya bir keşif çıkartması yapıp bir de kale inşa etmiş. Ama yerliler yine bu davetsiz İspanyol misafirleri geri püskürtmüşler. Latin Amerika nüfusunun, Inca’lar hariç tamamına yakını, “encomiendas” denilen bir sistemle yönetiliyormuş. Yerliler “Conquistador” denilen bir yöneticiye bağlı olup, Hristiyanlık kurallarına uygun olarak korunur ve eğitilirlermiş. Buna karşılık yerliler de O’nun için çalışırlarmış. Yani bir nevi “Feodal Lord” luk gibi…Bu düzene zamanla baş kaldırmalar başlayınca yerlilerin haklarını korumak için yola çıkan Dominik’ li din adamı Bartolome de las Casas adı İspanya’da duyulur. 5. Charles, 1542 de yerlileri koruyan bir dizi kanun çıkartır. Ancak başlangıçta İspanyol kolonilerinde yankı bulmaz. Peru’da bunu savunanların başları kesilir. Ama 16. Asırda İspanyolların çabalarıyla kanunlar yerleşmeye başlar ve nihayet 18. asrın başlarında encomiendas sistemi çöker.

Latin Amerika’da hem İspanyol hem de Portekiz Kolonileri’nde etkin rol oynayan tek hareket, Roman Katolik Kilisesi’nin  (Fransiskanlar, Dominikanlar ve Cizvitler) öğretileri olmuş.

La Boca mahallesinden bir görüntü

İspanyollar, koloni kurarak katolizmi yaymak, ve daha da önemlisi, bu yeni yerlerdeki altın ve gümüş gibi zenginlikleri ele geçirmek amacıyla çıktıkları deniz aşırı seferlere, aralarına din adamlarını da alarak devam etmişler. Ferdinand ve Isabella özellikle batı yakasında idareyi elde tutabilmek için çaba sarfetmişler. Görevlendirdikleri Juan Rodriguez de Foncesa, 1503 te ticaretin kurallarını ilk kez uygulamaya  koymuş. 1524 te ölümünün ardından kurduğu sistem, merkezi Madrid’te bulunan “Yerlilerin Kraliyet üst Konseyi” haline gelmiş. Diğer din görevlileri de her gemi seferi ile taşınarak kolonilerdeki görevlerini pek de küçümsenmeyecek boyutta yerine getirmişler. Öyle ki, bir Fransız din adamının 200,000 yerliyi ( 14,000 kadarını bir günde !) vaftiz ettiği söylenmekteymiş…

16. asrın sonlarına doğru Avrupalılar Arjantin’in kuzey batısında bazı yerleşim yerleri kurmayı başarmışlar. Denize bağlantı oluşturmak üzere 1580 de Buenos Aires kurulmuş. Güneydeki bölgeler yerlilere bırakılmış.  Buenos Aires’in nüfusu 1726 da 2,200 kadarmış.  1776 da Başkenti Buenos Aires olan yeni bir koloni kurulmuş. Bir asır içerisinde de yerli nüfus oranı çeşitli nedenlerle %25’e kadar düşürülmüş.

La Boca

16. asırda Amerika’da yönetimde temel olarak iki valilik varmış. Birisi, batı yerlilerini ve  Florida’dan Kaliforniya’ya kadar uzanan İspanyol bölgesini güneyde Venezuela’ya kadar yöneten ve merkezi Mexico City olan “Yeni İspanya” valiliği (ki buna 1571 yılında Filipinler de eklenmiş)  diğeri ise, Pizarro tarafından 1535 yılında kurulan ve Venezuela hariç tüm İspanyol Kolonilerini yöneten ve merkezi Lima olan “Yeni Peru” valiliği. 

18. asırda bu iki valilik dörde bölünür ve “La Plata” valiliği  Paraguay,Uruguay, Arjantin ve Bolivya’nın tamamı ile  Şili’nin güney ucunun yönetiminden sorumlu olur. Özetle, bu kadar geniş toprakların bulunduğu bu bölgeler, 19. asrın başlarında filizlenen bağımsızlık hareketlerine kadar başarıyla İspanya yönetiminde kalır.

İspanyollar, gözlerini  batıda bulunan İnka Krallığı’ nın kayıp kenti  Machi Puchi’ye yakın Cusco’ nun altın ve gümüşlerine dikmişler. Buenos Aires çevresinde yer altı kaynağı olmadığından ve çok çeşitli ürün yetiştirmeye uygun yeterli tarım alanı da bulunmadığından,  gemi ile buraya köle getirmemişler, bu nedenle de Arjantin’in halkı görece beyaz tenli kalabilmiş. Bu nedenle kent, Latin Amerika’daki Avrupa şehri olarak biliniyor…

Plaza de Mayo’ nun ünlü binaları

Arjantin’in kelime anlamı gümüş ‘tür (Argentum). Ancak bu topraklarda gümüş sadece batıdaki Bolivya sınırında bulunabilmiş.

Arjantin’ in tarihindeki en büyük kahraman olan San Martin (libertador), tarihler 1810’u gösterdiğinde Brezilya’nın güneyinden bir kavis çizerek ordularıyla Peru’ya doğru ilerlerken, aynı zamanda kuzeydeki Venezuela’dan da Simon Bolivar aynı hedefe ilerlemektedir. İki kuvvet Lima’da buluşacaktır. San Martin Arjantin, Uruguay ve Şili’yi özgürleştirmeyi, Bolivar da Peru, Colombia, Bolivya, Venezuela ve Ekvador’u özgürleştirmeyi hedeflemiştir. Bu sırada Brezilya bir Portekiz sömürgesidir. Ancak bu iki kuvvete yardım eden bir de Brezilya’lı general vardır ki, San Martin daha sonra ona Lima şehrinin adını verecektir. Ünlü manken Adriana Lima’nın büyük büyük babasıdır bu zat…

1806 ve 1807 de İngilizler iki kez Buenos Aires’i ele geçirmeye çalışıp başarılı olamamışlar ve 19. asırda Arjantin-İspanya ilişkisi İspanya’nın zayıflaması ile hasar almış.  Napoleon 1808 de İspanya’ya girip kardeşini İspanya Kralı ilan edince Latin Amerika’da iki umut doğmuş: Bir görüşe göre artık buranın halkları kendi yönetimlerini kendileri oluşturabilecekler, diğer görüşe göreyse artık İspanya’da bir İspanya kralının olmaması sayesinde Latinler kendi başlarının çaresine bakabileceklerdir…

Metropolitan Kathedrali içinde bir anıt

25 Mayıs 1810 da,  kovulan İspanya kralı 7. Ferdinand adına bir otonom yönetim kurulması kararı alınır Buenos Aires’te. Bu tarih, daha sonra Arjantin Devrimi olarak kutlanacaktır. San Martin bunun üzerine 1812 de Buones Aires’ e gelir ve bir dizi savaşın ardından 1814 te yönetime geçer. 9 temmuz 1816 tarihinde San Miguel de Tucuman’da bulunan valilik yönetim merkezinde toplanan üyeler,  Arjantin’in “Rio de la Plata Birleşik Devletleri” adı altında bağımsızlığını ilan ederler.

Ancak zaman içinde bu devletlerden Paraguay 1824 te, Bolivya 1825 te ve Uruguay 1828 de birlikten ayrılır.

1829 da yönetime seçilen General Juan Manuel de Rosas, eski birlik üyeleri ile ilişkileri sıcak tutar. 1833 de İngiltere Fakland adalarını işgal eder. Arjantin Cumhuriyetinin ilk başkanı olacak General Justo Urguzia, 1852 de Rosas rejimine son verir. Buenos Aires vilayeti ile yapılan savaşlar sonucu Arjantin kazançlı çıkar ve Buenos Aires federasyona katılmayı kabul eder. Daha sonra başa gelen General Mitre zamanında Buenos Aires başkent yapılır. 1880 den sonraki yarım yüzyıl boyunca Arjantin gelişme gösterir. 1930 da ve 1943 te  birer askeri darbe olur. İkinci darbeden Juan Domingo Peron lider olarak çıkar. Sendikal hakları savunan ve ücretleri yükselten Peron, 1945 de askeri yönetimce görevden uzaklaştırılır ve hapse konur. Çıkınca başkanlık yarışına katılan Peron, ikinci eşi Eva Peron’ un desteği ile 1946 da başkan seçilir. Bu dönemde adeta bir sağlık ve çalışma bakanı gibi çalışan Eva, işçileri savunmayı ve ücretleri yükseltmeyi sürdürür ve dahası kendi adıyla bir yardım vakfı kurarak okul, hastane, yetim evi ve yaşlı evi yatırımlarına girer. 1949 da Peronist Kadınlar Partisini kurar. 1952 de kansere yenik düşüp ölmeden önce başkan yardımcısı adaylığı ordu tarafından engellenmiştir.

Politikalarıyla Roman Katolik Kilisesi ile ters düşen Juan Peron, 1955 de uzaklaştırılır ve 1973 de geri döner fakat 1974 de ölür. Yerine geçen tecrübesiz üçüncü eşi  İsabel zamanında Marxist devrimci Montonero bir gerilla hareketi başlatır ve askeri idare 1976 da yönetimi devralır. Böylece başlayan  dikta rejimi, 1982 de İngilizlere karşı kaybedilen  Fakland savaşı ile son bulmuştur. Bu dönemde 40,000 civarında sol görüşlü genç kaybolmuştur. Bunların, askeri uçaktan 160 km genişlikteki nehir ağzına atılmak suretiyle öldürüldükleri söylenmektedir. Bu nedenle Bağımsızlık (mayıs)  Meydanındaki heykelin etrafında yerde görülen eşarp/güvercin şeklindeki beyaz şekiller, her Perşembe toplanıp boyunlarına beyaz eşarp takınarak  buraya gelen ve çocuklarını arayan “Perşembe anneleri”ni sembolize etmektedir.

Recoleta Mezarlığı

Mayıs 1989 da Carlos Saul Menem başkan seçilir, bunu 1999 da Fernando de la Rua takip eder ve Arjantin her ikisinin yönetiminde güç kazanarak günümüze gelir.

Casa Rosada yani “pembeleştirilmiş ev” Militarist ve federalist güçler tarafından bağımsızlık meydanının bir kenarında  inşa edilmiştir. İki taraf arasındaki politik gerginliği azaltmak için alçı ve boğa kanı karıştırılarak boyandığı için bu rengi ve adı aldığı söylenmektedir. Eva Peron’ un eşiyle birlikte ünlü balkon konuşmalarını yaptığı balkon da bu yapının ön yüzünde ve ortadadır.

Arjantin, boyutları itibariyle bir hayli büyük bir ülke. Kuzeyinden güneyine uçakla 5-5,5 saatte gidilebilen (4550 km) bu ülkede farklı iklimler de var. Kuzey bölgelerinde tropikal iklimlerin etkisinde olan ülkenin başkenti Buenos Aires’ in (ki başkent sub-tropikal iklime sahiptir) güneyinde ise meşhur sığırların yetiştirildiği Pampa’ lar yer alır. Buradan sonra çorak topraklar ve nihayet en güneyde (Final el Mondo) buzullar yer alır.

Kendi halkının kendisini “Arhentinia”, Brezilya’lıların ise “Arjençina” olarak dillendirdiği Arjantin’de İspanyolca’ nın “Castiliano” aksanına yakın ama farklı ses tonlarını içeren bir türü konuşuluyor. Arjantin’li ünlü şair Borges, “mavi kan” taşıyan elit Arjantin’ liyi şöyle tanımlamış: Fiziken İtalyan’a benzeyen Arjantin’li, İspanyolca konuşur ve İngiliz’e özenir…

Eduardo Catalano’ nun “Homenaje” adlı eseri

Arjantin’ de yaşayan diğer yerli  halk ise, İtalya’nın değişik liman kentlerinden göçüp buraya gelen ve “La Boca” mahallesinde yerleşerek yeni bir kültür akımı başlatan insanlardan oluşuyor.

Mate, bir bitki çayı olup dehidrasyon önleme niteliği vardır. Pampa’larda sığır güden çobanların susuz kalmamak için kullandıkları bu çay günümüzde kilo kaybettiren çay olarak kullanılmaktadır ama böyle bir işlevi  yoktur.  Orta direk halkın evinde mutlaka bulunan kabaktan yapılmış deri kaplı kaptan pipoya benzer bir çubukla içilen Mate çayının en büyük ithalatçısı Lübnan’ dır.

Buenos Aires, New York’ tan sonra dünyada en çok Yahudi nüfusun yaşadığı ikinci şehirdir.

Buenos Aires’ te görülecek yerler:

Plaza de Mayo

Casa de Rosada

La Boca (İtalya, Fransa gibi ülkelerden göçen işçi ailelerin oluşturduğu bu mahalle eski bir liman ağzında bulunuyor. gemi inşaatından kalan tenekelerle kaplanan eski evler, yine kalıntı boyalarla çeşitli renklere boyandığı için güzel bir renk armonisi sunuyor. Tango dansının da doğduğu yer burası…)

San Telmo meydanı

Recoleta Mezarlığı (Eva Peron’ un da defnedildiği aile mezarlığı burada bulunuyor. Ölümünden 16 yıl sonra cenazesi Avrupa’dan getirilerek buradaki yeni yerine konulmuş.)

Metropolitan Katedrali

Colon Tiyatrosu

Obelisco

Tango Gösterisi (örneğin Cafe de Los Angelitos)

Arjantin Mutfağı

Arjantin adıyla neredeyse özdeşleşmiş bir lezzet var, o da bu ülkenin güneyinde bulunan geniş otlaklarda (Pampas) yetiştirilen sığır eti ile pişen yemekler. Çok uzun bir listeden sizin için seçtiğim lezzetler:

  • Asado: Bir diğer adı “Parillada” olan bu yemek, aslında bildiğimiz barbekü. Farklı olan, barbeküde pişen meşhur Arjantin sığır etinin tadı.
  • Chimichurri: Soğan, sarımsak, chili biberi, maydanoz, yabani mercanköşk ile yapılan bazen de pişmiş etin yanında servis edilen bir tür salata, üzerine sirke veya limon ve zeytinyağı ilave ediliyor.
  • Provoleta: Tavada kızartılmış peynir
  • Dulce de Leche: Hemen her yerde bulabileceğiniz enerji bombası bir “süt reçeli”. Arjantin’ de süt ürünleri de çok kaliteli.
  • Empanadas: Bildiğimiz Çiğ (doğrusu Şı) böreke benzeyen ve çok tüketilen, her köşe başında bulunan bir yiyecek. İçinde isteğe göre her şey bulunabiliyor (et, patates, sebze vb)
Reklamlar