Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 

Müzik dünyasının “yaşlı bayan” ünvanıyla andığı Bologna, 1088 yılından bu yana Avrupa’ nın en eski üniversitelerinden birisine ev sahipliği yaptığı için genç kalmayı başarabilmiş. Bu açıdan bakıldığında kent, tarihi anlatan bir kitap niteliğinde. Taze yoğrulmuş sarı hamurdan kesilen erişte ile kendi adını taşıyan sosun birleşiminin sunduğu ağız tadı, kırmızının hemen her tonuna aşık mimarisi, kuleleri, portico’ ları, üniversitesi, sergileri, müzeleri ile rahat yaşanan ve gezilen bir tarihi şehir daha…

dsc_0524

Piazza Maggiore

 

Bologna, İtalya’ nın Emilia Romagna bölgesinde ve Po nehrinin suladığı ovada Reno ile Savena akarsularının arasındaki uygun konumu sayesinde ekonomik, kara ve demiryollarının kesişme noktasında olması nedeniyle de stratejik öneme sahip. Etrüsk’ lerin MÖ 1000 yıllarında kurdukları şehrin ilk adı Felsina. Daha sonra Gallerden gelen yeni sahipleri de MÖ 196 da Romalılara yenik düşünce adı Bononia olmuş. Charlemagne kenti ele geçirene kadar Bizanslıların ve Longobard’ ların yönetimine giren Bologna, 1183 yılındaki Constance barış anlaşması sonrası gelişmeye başlamış ve “Case Torri” yani “Kuleler evi” haline gelmiş. Bu dönemde Avrupa’ nın beşinci büyük kenti olan Bologna’ nın neden kuleleriyle anıldığı ise ayrı bir hikaye konusu…

dsc_0512

Due Torri

 

Zamanın ünlü aileleri, güçlerini ifade etmek için kuleler inşa ettirmeye başlayınca 12. asrın sonlarında kule sayısı yüzün üzerine çıkıvermiş. Kuleler aynı zamanda askeri amaçlara da hizmet etmişler. Bunlardan günümüze 17 tanesi ulaşabilmiş. En ünlüleri ise, Garisenda ve Asinelli kuleleri. En yüksek olan Asinelli kulesi 97 metreye yükseliyor (İtalya’ nın en yükseği)  ve 498 basamaklı merdivenle çıkılıyor. Tepesinde düşeyden 2,23 metre yana yatmış durumda. Diğeri ise ilk yapıldığında 60, üst katları tıraşlandıktan sonra  48 metre yüksekliğinde ve Asinelli’ nin ters yönünde  tabanına göre 3,22 metre yana yatık duruyor.

dsc_0178

Portico örneği

 

Şehre ün kazandıran bir başka özellik revaklı yapı mimarisi. “Portico” olarak bilinen bu mimari, cadde ve sokaklar boyunca uzanan binaların altlarında kemerlerle oluşturulmuş yürüme  yolları sunuyor insanlara. Dolayısıyla yazın güneşten ve sıcaktan, kışın da yağmur ve kardan korunarak bu üzeri kapalı yollarda rahatça yürüyebiliyorsunuz. Yolun yüksekliği de zamanın koşulları dikkate alınarak tasarlanmış. At üzerindeki bir binici eğilmeden bu yollarda ilerleyebiliyor. Şehirde toplam 28 km portico olduğu ifade ediliyor. Şemşiye satmak ve tamir etmek hiç de iyi bir meslek seçeneği değil Bologna’da…

Bir zamanlar ticaretin rahat yapılabilmesi ve özellikle tekstil ürünlerinin şehir içinde kolay nakli için yapılan su kanallarından günümüze sadece birkaç tanesi gelebilmiş.

dsc_0766

Su kanalı

 

Kentin talihsiz dönemleri de var. İkinci dünya savaşında ağır darbe almış Bologna fakat buna karşın direnişin de adeta merkezi haline gelmiş. İkinci darbe ise 2 ağustos 1980 tarihinde vurulmuş kente. Merkez tren istasyonunda neo-faşistlerin patlattığı bomba 85 kişinin ölmesine yol açmış.

dsc_0419

Merkez tren istasyonu

 

Bologna tamamen düz bir şehir değil. Colle della Guardia tepesindeki Madonna of St. Luca kutsal tapınağı 290 metre yüksekliğindeki tepenin üzerine inşa edilmiş ve Bologna’da bolca bulunan kent kapılarından (on iki adet) birisi olan Sarragoza kapısından tapınağa kadar 3,7 km uzunluğunda bir portico’ dan ilerleyerek bu yüksekliğe tırmanıyor ve tapınağa ulaşıyorsunuz.

dsc_0619

Madonna of St. Luca

 

Bologna aynı zamanda “Kızıl Şehir” (La rossa) olarak da biliniyor. Bunun nedeni ise, yapı mimarisinde kullanılan kırmızı renkli kiremitler, tuğlalar, taşlar ve boyalar.

Bu şehirde yaşamanın çok rahat ve kolay olduğunu söyleyenler, “bir şey mi yapmak istiyorsunuz? Olduğunuz gibi sokağa çıkıp rezervasyon yaptırmadan, canınızın çektiği yerde yemek yiyebilir, müzik dinletisine, sinemaya ya da tiyatroya gidebilir, sergileri rahatça gezebilirsiniz” diyorlar….

Bologna’ nın önemli yapılarına gelince:

En büyük meydan olan Piazza Maggiore etrafında toplanmış mimari şaheserlerden birisi Palazzo Accursio (13-14. asır).  Mimar Bartolomeo Fioravanti tarafından tasarlanan bu saray, 1200 yılından bu yana kent belediyesine hizmet ediyor. Antik sanat eserleri sergisi ve Morandi müzesi de bu binada.

dsc_0128

Palazzo Accursio

 

San Petronino Bazilikası (14-17. asır). Hristiyan aleminin en büyük kiliselerinden birisi olan yapı, Antonio di Vincenzo tarafından yapılmış. İçeride Giovanni da Modena, Jacopo di Paolo, Lorenzo Costa ve Amico Aspertini gibi ressamların eserleri var.

dsc_0448

San Petronino Bazilikası

 

Palazzo dei Notai (14-15 yy). 1287 yılından bu yana noterlerin yerleşik olarak bulunduğu bir yapı ve 1442 yılında restore edilmiş.

Palazzo dei Banchi, cephesi kumtaşı tuğlasından yapılmış, bir seri kemer ve iki geçiş yolu olan tarihi bina. Arkasında dar sokakları ve güzel dükkanları, lokantaları, kafeleri,  yani bir tür eski çarşıyı barındırıyor.

Palazzo del Podesta, 13. asrın ortalarında iki yapıdan oluşacak şekilde Romanesk tarzda inşa edilmiş. Birisi belediye başkanının konutu ve Nettuno meydanına bakıyor, diğeri ise Halk başkanının konutu ve Orefici caddesine bakıyor. Rönesans döneminde kullanılan binlerce çeşit seramik kaplama binaya ayrı bir değer katıyor.

Palazzo Re Enzo 1244-46 arasında inşa edilmiş ve o zamandan beri belediye ve noter arşivi olarak hizmet veriyor. Adını burada ölene kadar (1272) hapis yatan ve 2. Federico’ nun oğlu olan kral Enzo’ dan alıyor.

dsc_0101

Palazzo Re Renzo

 

Fontana del Nettuno (Neptün Çeşmesi), 1566 da doğan heykeltraş Giambologna’ nın en büyük eseri. Günümüzde bakım onarım için bir süreliğine kapalı.

Palazzo dell’Archiginnasio, 16. asırdan bu yana Üniversite tarafından kullanılıyor. “Terribila” yani “korkunç” lakaplı mimar Antonio Morandi tarafından yapılmış bu binanın içinde o zamanlar tıp fakültesine hizmet eden ve tamamı sedir ağacından yapılmış bir anatomi tiyatrosu var.

Loggia del Carrobbio, 1384 yılında inşa edilmiş “tüccarlar sarayı”.

Due Torri (1109-1119), yani iki kuleler, yukarıda bahsettiğim gibi şehrin sembolü haline gelmişler.

dsc_0322

İki kuleler

 

Cattedrale di S. Pietro, 910 da yapılmış, 1131 de yangında hasar görmüş, sonrasında Alberto tarafından yeniden inşa edilmiş.

Basilica di S. Domenico

Chiesa di S.Giacomo Maggiore

Chiesa di S. Francesco

dsc_0650

S. Francesco kilisesi

 

Chiesa di S. Stefano  ve daha pek çok eser şehri süslüyor.

Bologna’da metro yok, ancak yerüstü ulaşım sistemi o kadar güzel kurulmuş ve çalışıyor ki, hiç başka araca gerek duymadan istediğiniz yere rahatça ulaşıyorsunuz. Otobüs ve troleybüslerden oluşan ulaşım ağı için gitmeden cep telefonuma indirdiğim “Tpiü” isimli uygulama, hatları, durakları ve seçtiğiniz duraktan bir sonra ve daha sonraki otobüs geçiş saatini ve her türlü bilgiyi anlık (on-line) olarak sunuyor. Sadece bazı otobüslerde yaklaşan durak anonsu çalışmıyor ya da duyulmuyor, dikkatli olmak gerek. Şehirlerarası trenler ise çok verimli, dakik ve makul fiyatlı. İstediğiniz yere çok hızlı ve rahat gidip gelebiliyorsunuz.

dsc_0803

Bağımsızlık caddesinde belediye otobüsü

 

Ağız tadı:

Ortaçağ’ dan bu yana, güçlü İtalyan ailelerin  etraflarında topladıkları en iyi aşçıların yardımıyla geliştirdikleri Bologna mutfağı, bir Üniversite kenti olan ve bu nedenle yakıştırılan La “dotta” (Bologna the learned) yani “Bilgili” Bologna lakabını, La “grassa”/La “ghiotta”  (the fat/the greedy) yani şişman ya da açgözlü olarak değiştirecek kadar ileri gitmiş. En ünlü menülerinden bazıları:

Tagliatelle alla Bolognese: Bu yemek iki geleneksel unsurun birleşiminden oluşuyor. Ragu, yani yahni (lasagne’ nın da içinde bulunuyor) ve el yapımı erişte. Bologna’lılar spaghetti kullanmıyor çünkü spaghetti daha çok güneyde, yani “durum” buğdayının bol yetiştiği coğrafyada daha popüler olmuş. Bologna’da ise, beyaz un daha bol bulunduğundan, taze yumurta kullanılarak sarı hamur elde ediliyor ve erişte bundan yapılıyor.

Tortellini: Bu yemeğin ilginç bir hikayesi var. Efsaneye göre dönemin Papa’sının kızı Lucrezia Borgia bir gün Modena yakınlarındaki Castelfranco Emilia kasabasını ziyaret eder. Kaldığı hanın sahibi kızın güzelliğine hayran olur ve bir gece oda kapısının anahtar deliğinden kızı gözetlemek ister ama sadece kızın göbek çukurunu görebilir. O kadar etkisinde kalır ki, takip eden günlerde yoğurduğu sarı hamurdan göbeğe benzeyen şekilde parçalar kesip pişirmeye başlar. Böylece bildiğimiz tortellini doğmuş olur…

Mortadella: Bologna ile özdeşleşmiş bir et ürünü, bildiğimiz salamın oldukça iri boyutlusu ama çok lezzetli. 14. asırdan beri var olduğu söyleniyor ve Bolognalılar için gerçek bir övünç kaynağı. Tabaklarda Parma’ nın meşhur Prosciutto Crudo di Parma ve Parmigiano Reggiano ürünleriyle birlikte sunulabiliyor.

Lasagne: Pek çok şehir bu yemeği sahiplenmekle birlikte Bologna en iyi versiyonunu sunuyor olabilir. Taze hamur ve bolognese sosu ile böyle olması da çok doğal.

Dondurma (gelato): Bu bölgeden kaynaklanmasa da dondurma üretiminde ve ihracında önemli bir paya sahip Bologna. İki kulelerin hemen dibindeki “Galeteria Gianni”  dondurmacısında bunu test etmeniz mümkün…

Gezmeciler bir lokantaya uğramadan Bologna’ dan dönmemenizi salık veriyor. Meşhur “Tamburini”  şarküteri ve lokantası. Burası Maggiore meydanından Palazzo dei Banchi yönünde ilerlediğinizde içine girdiğiniz çarşıda bir köşeyi kaplayan büyük bir şarküteri mağazası ve aynı zamanda lokanta. Kışın bile kuyruk oluyor ve bildiğimiz kadarıyla rezervasyon imkanı da yok. Mecburen kuyruğa girip yer açılmasını beklemek ve sonra yemek gerekebilir. Adresi:

Via Caprarie 1, 40124 Bologna. Afiyet olsun…

dsc_0163

Tamburini marketi ve lokantası

Gezmeciler bu tarihi kenti çok beğendi. Tavsiyemiz, ziyaret etmek isteyenlerin hem bu kente yeteri kadar zaman ayırmaları, hem de burayı bir üs gibi kullanarak yakın çevredeki diğer şehirleri (Ferrara, Parma, Padova, Modena, Rimini, Ravenna, Floransa, Venedik vb.)gezip görmeleri…Biz öyle yaptık ve yakında size Ferrara ile Parma’ yı da tanıtacağım.

Reklamlar