Etiketler

, , , , , , , , ,

Ülkemizin zengin doğal kaynaklarından birisi olan ve Biga yarım adası üzerinde bulunan Kaz Dağlarının Yunan dilindeki karşılığı İda dağları. Homeros‘ un İlyada destanında da adı geçen İda dağından aslında iki tane var, birisi Girit adasında. Diğerine yani bizimkine ise, Girit’ li denizcilerin, Girit’te doğan Zeus onuruna İda adını verdikleri hikaye edilir. Bu nedenle bu yörenin Yunan mitolojisinde önemi büyüktür. Günümüzdeki öneminin kaynağı ise, havasındaki oksijen konsantrasyonu bakımından Alp Dağları’ ndan sonra dünyada ikinci sırada yer alması. Bu özelliği ile, solunum problemleri olan hastaların, yaşamak için olmasa da rehabilitasyon ve gezip görmek için tercih ettikleri bir doğa cenneti. Kalıcı nüfusun daha çoğu ise, deniz olgusundan kopamadıkları için, Kaz dağlarının güney eteklerinin denizle buluştuğu kıyı şeridinde yerleşmiş. Edremit, Altınoluk, Güre, Küçükkuyu bu yerleşimlerden bazıları. Bir de ikisinin arasında dağların yamaçlarında yerleşimler oluşmuş. Ayvacık, Behram, Büyükhusun, Yeşilyurt, Adatepe gibi. Sonuç olarak herkes, bu oksijen kaynağından dilediği gibi faydalanmak için bir yol bulmuş…

DSC_0069

Zengin flora yüksek oranda oksijen kaynağı

Gezmeciler bu defa, Kaz Dağlarının üç büyük tepesinden birisi olan Sarıkız tepesinin de içinde yer aldığı Kaz Dağları Milli Parkı’ na (2,4 km2) doğru gitmek için yola çıktı. Edremit’ ten Altınoluk yönünde giderken Zeytinli ayrımından içeri girip önce Zeytinli köyünden geçiliyor ve karşınıza bir yol ayrımı geliyor. Soldan giderseniz Hasanboğuldu şelaleleri , sağdan devam ederseniz Kaz Dağı Milli Parkı. Biz sağı tercih ediyoruz ve üzerinde seyrettiğimiz yol kısa bir süre sonra asfalt olmaktan çıkıp toprak yola dönüşüyor, yokuş  başlıyor. Kıvrıla kıvrıla dağa tırmanırken ara sıra durup manzarayı seyredebileceğiniz ve fotoğraf çekebileceğiniz cepler var. Yaklaşık yarım saat tırmandıktan sonra Milli Parkın giriş kapısına ulaşıyoruz. Bizi kapıda görevli bekçi karşılıyor ve oldukça detaylı bilgiler veriyor.

IMG-20160510-WA0016

Milli Parkın girişi

 

Kapıdan girdikten sonra Sarıkız zirvesine (yaklaşık 1700 m) kadar 27 km yol var ve yol bozuk toprak. Bu mesafeyi bir çırpıda gidemiyorsunuz, oksijen çarpıyor, dolayısıyla rehbersiz çıkmak yasak. Bu durumda da tepeye çıkıp inmek en az üç saat sürüyor. Giriş ve rehber hizmeti ücretli. Bize çay demlemeyi teklif eden bekçiye teşekkür edip efsaneleriyle ünlü Sarıkız’ ın kabrini göremeden bu defa Hasanboğuldu (Sutüven-çağlayansu) şelalesi tarafına gidiyoruz.  Sarıkız tepesini ziyaret etmek isteyenlere tavsiyemiz, yanlarına mutlaka yiyecek ve içecek alsınlar ve tüm günü bu işe ayırsınlar.

DSC_0116

Sutüven şelalesi

 

Yolu daha kısa olan ve akarsuyuyla meşhur bu yöre bir mesire yerine dönüşmüş. Ahşap piknik masaları, lokanta ve kendi ürünlerini satan köylülerin kurdukları sergiler ilk göze çarpan unsurlar. Su çok bol ve serin akıyor. Bir noktada da yaklaşık yirmibeş metreden aşağı düşerek bir şelale oluşturuyor. Bu hoş ve loş ortam yazın sıcak günlerinde serinlemek için cazip olabilir ama çok kalabalık ve gürültülü  olacağına hiç şüphe yok…

Buradan da ayrılıp sahil yolunu takiben Küçükkuyu‘ ya doğru ilerliyoruz. Yol boyu sağ taraf neredeyse tamamen yapılaşmış. Yaz sezonunda onca ev dolduğunda buraların da dinlendirici olma özelliğini yitirebileceği hissine kapılıyor insan. Kasaba merkezine gelmeden sağa doğru bir yol giriyor ve başında “Zeus Altarı” levhası var. Aynı zamanda Adatepe köyü de aynı yerde. Yola koyulup Altara çıkan yolun kapısında aracımızı park ediyor (Bu amaçla ayrılmış bir alan yok, yol kenarını kullanıyorsunuz!) ve  700 metrelik toprak yoldan yayan tırmanmaya başlıyoruz. Yukarı çıkarken sola bakınca karşıda Adatepe köyü görünüyor.

DSC_0187

Adatepe köyü hurmalı kahve

 

Altara geldiğimizde sağda dallarına yüzlerce çapıt bağlanmış birkaç çalı, solda birkaç çöp kutusunu doldurup yerlere taşmış çöpler karşılıyor bizi. Dik bir taş merdivenden Altara çıktığımızda manzara muhteşem. Körfez ve aşağıda Küçükkuyu kasabası muhteşem bir görüntü veriyor. Bir rivayete göre Zeus Truva savaşını buradan izlemiş…

DSC_0136

Zeus Altarı

 

Altar küp şeklinde taştan yapılmış yaklaşık 4x4x4 metre boyutlarında içi boş pet şişeler (!) ile dolu bir yapı. Buraya gelen ziyaretçilerin hararetlerini giderdikten sonra şişeleri çantalarında geri taşımaktansa buraya hediye ettiklerini sanmak gibi masum bir düşünceye kapılarak geldiğimiz yoldan dönüyor ve Adatepe köyüne gidiyoruz. Köy meydanında pekçok çay bahçesi var. Köyde eskiden beri var olan taş rum evleri ya çok iyi korunmuş, ya da çok başarılı restore edilmiş. Sakin ve dinlendirici bir atmosfere sahip bu yerleşimde dev çınar ağaçlarının altında ahşap sedir ve iskemleler üzerinde kahvelerimizi yudumlayıp ayrılıyoruz.

Kaz dağlarının doğu eteklerini takip ederek kuzeye doğru çıkan bir yol var, Edremit’ in içinden geçerek Kalkım yönünde devam ettiğinizde bu yolda ilerliyorsunuz. Kah dağ ormanlarının kah küçük köylerin içinden geçerek, bol oksijeni ve zaman zaman da taze organik gübre kokusunu içinize çekerek ilerledikçe aynı zamanda da yükselti kazanıyorsunuz. Yolda dikkatimizi çeken bir unsur, bol miktarda su çeşmesi ve hayrat olması. Hepsinden de buz gibi ve temiz su akmakta…

IMG_20160513_115721

İlyada Otel girişi

 

Kalkım’a 6 km kala sağa bir yol ayrılıyor, başında da İlyada Otel levhası var. Birkaç yüz metrelik yoldan ilerleyince ormanın içinde şirin bir otel, bakımlı bahçeleri ve ek yapıları karşılıyor bizi. Yılın her mevsimi konuklarına değişik rahatlama olanakları sunabilecek özellikteki bu oteli avcılık yapan ziyaretçiler de sıkça uğrak yeri yapıyorlarmış, onları ağırlamak için ayrı bir mekan bile yapmışlar…

Kalkım’a kadar asfalt devam eden yol sonrasında bozuk toprak yola dönüşüyor ve dağdan aşağıya inen bu yolda Gönen’e kadar yaklaşık 30 km mesafeyi bir saatte gidebiliyorsunuz (yirmi dakikada gidenler de var…!). Bu yolu kullanmak isteyen meraklılara duyurulur.

Reklamlar