Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Trafalgar çeşmesi ve National Gallery

Trafalgar çeşmesi ve National Gallery

2000 yıldan fazla bir geçmişe sahip olan bu dünya kenti için söylenip yazılacak pek çok şey var. Ziyaret etmekten her zaman keyif aldığım bu şehri, ancak belli başlı özeliklerini ve değerlerini paylaşarak bu yazıma sığdırabilirim.

“London” isminin, tartışmalı bir konu olsa da, Kelt dilinde “havuz” ya da “göl” anlamına gelen “Llyn” (lun okunuyor) kelimesi ile (bir zamanlar Thames nehri büyük bir göle bağlıymış)  kale, tepe veya güçlü yer anlamına gelen “din” ya da “dun” kelimesinin (St. Paul’s Katedralinin bulunduğu tepe)  birleşmesinden oluştuğu söyleniyor.

Thames üzerinde eski tekneler

Thames üzerinde eski tekneler

Burada Roma döneminden önce de büyük bir yerleşimin olduğu biliniyor. MS 1.yy’da Roma hakimiyetine geçen şehir, ülkenin hemen her yerine uzanan ve şehirden başlayan bağlantı  yollarına sahipmiş. “Londra taşı” olarak bilinen bir taş blok, ikinci dünya savaşında bombalanıp yıkılan St. Swithins  kilisesi’ nin bir duvarında sağlam kalmış ve günümüzde Cannon Street istasyonunun karşısında bir camekan içinde görülebiliyor. Eski şehir duvarlarının izlediği güzergahlarda şimdilerde şehrin önemli caddeleri yer alıyor.

Roma döneminin sona ermesini takiben kent hızla değer kaybetmeye başlamış. Ancak 7. Yy’da ticaret yeniden gelişme yoluna girmiş. 604 yılında ilk St. Paul’s Katedrali yapımına başlanmış. 9. Yy’da yıldızı iyice parlayan şehre Danimarka’lı  Viking’ler göz dikmiş. 851 yılında gemileriyle gelip saldırmışlar ve kenti yakıp yıkmışlar.

St.Paul's Katedrali bahçesi

St.Paul’s Katedrali bahçesi

Birleşik Krallığın Kraliyet ailesinin hikayesi de buradan sonra başlıyor ve “dönem” (Period) kavramı  ile birlikte anlatılıyor. İlk Kral  871-899 yılları arasında hüküm süren “King Alfred the Great”.  Bu döneme Wessex adı veriliyor.

1014 yılında bu kez Norveç’li Viking’lerin saldırısına uğramış şehir ve 1017 yılında Danimarka’lı Cnut kente hakim olmuş (Danimarka dönemi). O’nun ölümüyle başa geçen Normandiya’lı  Edward zamanında Fransız etkisiyle kent yeniden gelişmeye başlamış. Bu döneme Normandy dönemi deniliyor.

1066 yılı Noel gününde,  inşaatı yeni biten Westminster Manastırında taç giyen 1.Willam, İngiltere Kralı olur (1066-1087). Kentin Güney doğusunda  bir kale inşa ettirmiş Kral William, bugün “Tower of London” olarak bildiğimiz kaleyi. Önceleri kraliyet konutu olarak da kullanılan kale, sonra bir hapishaneye dönüştürülmüş.  2. William 1097 yılında Westminster Hall’u kurmuş. Manastırın yanındaki bu yapı, Westminster Sarayının temelini oluşturmuş ve orta çağ boyunca kraliyet konutu olarak kullanılmış.

St.Paul's Katedrali, Millenium köprüsünden

St.Paul’s Katedrali, Millenium köprüsünden

1176 da Londra’nın ilk taş köprüsü, eski Roma köprüsünden birkaç metre uzakta kurulmuş ve 1739 yılına kadar tek köprü olarak hizmette kalmış. 1280 yılında eski St.Paul’s Katedrali bitirilmiş.  1381 ve 1450 yıllarında Wat Tyler ve Jack Cade isyanları olmuş şehirde ve 16. İle 17. Yy’ larda kentin hızlı büyümesi karşısında Elizabeth ve 1. James önlem almak zorunda kalmışlar. Bu dönemde Thames nehrinin ve bugün Holborn olarak bildiğimiz yerde bulunan Fleet nehrinin Londra ile Westminster arasındaki sahil kısmında seçkin ailelere ait yüksek değerli bahçeli villalar varmış.

Tudor döneminde (1485-1603) Şehirdeki parklar (Hyde, St.James,Richmond, Regents) kraliyet mensuplarının av partileri için kullanılırmış. Bu dönemde Amsterdam ile rekabet edebilmek için  ilk finans kuruluşunun temelleri atılmış. Bir dönem tiyatrolara yasak konmuş ve tiyatrolar Southwark bölgesine taşınınca orası eğlence merkezi haline gelmiş. 1599 yılında Globe tiyatrosu South Bank’ta kurulmuş ve sonra 1613 te çıkan bir yangında kül olunca bugünkü yerinde bir benzeri yapılmış.

Regents Caddesi

Regents Caddesi

Stuart döneminde (1603-1714)  Katolik suikastçiler 1. James’ i öldürmek için Parlamento binası açılışında bombalı tuzak kurmuşlar ama bu son anda farkedilince plan bozulmuş (1605). 1631 yılında mimar Inigo Jones,  Covent Garden meydanını tasarlamış. 1637 de 1. Charles, Hyde Parkı kamuya açmış. Bu dönemde eğlence yasaklanmış. 1660 yılında 2. Charles yönetime gelince yeni bir eğlence dönemi başlamış.  Yapılaşmanın da önü açılmış tekrar.

Ancak 1665 yılında meydana gelen büyük salgında 70,000 ila 100,000 kişi telef olmuş. Bir yıl sonraki büyük yangında ise 13,000 konut, 86 kilise ve St.Paul’s Katedrali büyük zarar görmüş. Sir Walter Besant yangından sonra şöyle demiş: “1650 de başlayıp 1665 yılında büyük ölümlere sebep olan salgından sonra bu yangın, yerin derinliklerine kadar işleyen mikropların yok olması için sanki düzenlenmiş bir operasyon gibiydi ve başarılı da oldu…”

Bu yangından ve sonradan yapılan araştırmalar ile gün yüzüne çıkan acı gerçeklerden (binaların yapımında kullanılan zayıf malzeme, şehir merkezinde bulunan depolarda saklanan yanıcı ve patlayıcı malzemeler, yetersiz yangın söndürme sistemi vb)  alınan dersler ile, takip eden yıllarda yeni yapılan binalarda yangına karşı dayanıklı özel bir tuğla kullanımı mecbur kılındı. Kentin simgesi haline gelen kırmızı renkli tuğla yapılar, o dönemden miras kalan değerlerdir…

Gece Londra ve Thames

Gece Londra ve Thames

Georgean döneminde (1714-1837) yangın sonrası Londra yeniden inşa edilmeye başlamış. Yollar genişletilmiş, binalar sağlamlaştırılmış ve fakat Sir Christopher Wren ile John Evelyn gibi mimari ustaların eserleri bundan nasibini kötü almış. Wren, bütün mali zorluklara rağmen St.Paul’s Katedrali ile birlikte 53 diğer kilisenin inşasına imza atmış değerli bir mimar.  Şehrin tanınmış meydanları bu dönemde yapılmış ve kent ilk kez gazete ile bu dönemde tanışmış.

1716 yılında evi olan herkesin, kapılarına fener asıp akşam 6’dan gece 11’e kadar yakmaları istenmiş. 1750 de Westminster köprüsü yapılmış.  1759 da British Museum kapılarını açmış. 1767 de, binaların belirtilmesinde işaretler yerine rakamlar kullanılmaya başlamış.   1807 yılında ilk kez gaz, aydınlatma kaynağı olarak kullanılmış. Georgian dönemi sessiz, sosyalleşmenin ön planda olduğu bir dönem olarak kayda geçmiş. Bu dönemde cafe’ ler çok ilgi çekiyormuş. London Stock Exchange’ in temelleri bu dönemde bu cafelerden birisinde atılmıştır.

Leicester Meydanında müze

Leicester Meydanında müze

Victoria döneminde (1837-1917) şehir modernleşmeye başlamış. Caddeler genişletilmiş, binaların yapı tarzı değiştirilmiş. Bir yüzyıl içinde şehrin nüfusu 1 milyondan 6 milyona çıkmış. Hava kirliliği artmış, doğrudan Thames nehrine akan kanalizasyon yüksek oranda su kirliliğine sebep olmuş. Mühendis Bazalgette’ nin uyguladığı proje sayesinde yapılan 2100 km uzunluğundaki kanalizasyon sistemi, kentin hayatını kurtarmış.  19.yy buharın altın çağı olmuş şehirde. Londra’ da 1836 da ilk tren yolu Londra köprüsünden Greenwich’ e çalışmaya başlamış. 1834 te Parlamento binası yanmış, yeniden yapılmış, 1859 da Big Ben saat kulesi eklenmiş. Kente yeni arterler ilave edilmiş. Bunlara örnek olarak Oxford Street, Regents Street, Queen Victoria Street verilebilir.

1848 yılında İrlanda’ da baş gösteren patates kıtlığı yüzünden yaklaşık 100,000 İrlandalı Londra’ya göçmüş.  Bu da şehir nüfusunun artmasına yol açmış. 1851 yılında Dünyanın ilk uluslararası fuarı  Hyde Park’ta Prens Albert sorumluluğunda düzenlenmiş. Bu fuar daha sonra, Science Museum ve Victoria & Albert Museum’ un kurulmasına sebep olmuş. 1863 te ilk yeraltı metro hattı Paddington ile Farringdon Road istasyonları arasında açılmış ve kısa sürede genişlemiş.1870 yılında 5-12 yaş arası çocukların eğitimi zorunlu hale getirilmiş.

Hyde Park'ta sonbahar

Hyde Park’ta sonbahar

Birinci Dünya Savaşı sırasında Londra Alman zeplinleri tarafından bombalanmış ve 700 kişi ölmüş. Halen devam etmekte olan Windsor döneminde (1917-       ) ve iki savaş dönemi arasında nüfusu hızla artan kentte 1939 yılında yaşayan insan sayısı 8.6 milyona ulaşmış. İkinci Dünya Savaşı sırasında ağır bombalamalara sahne olan kentin büyük bölümü zarar görmüş fakat ilginç bir şekilde St. Paul’s Katedrali ayakta kalmış. Yaklaşık  35,000 kişi ölmüş, 50,000 kişi yaralanmış, pek çok şehirli kırsala kaçmış. Bu sırada yeraltı metro sistemi evsizlere koruma sağlamış. Alman denizaltıları kente gıda ürünü getiren gemileri batırınca kıtlık başlamış ve karne ile gıda maddesi dağıtımına karar verilmiş. Bu düzen 1954 yılına kadar sürmüş.

İstanbul’ dan hareketle hava yoluyla yaklaşık 3,5 saat sonra ulaşılabilen Londra’da dört ayrı hava alanı hizmet veriyor. Heatrow, Gatwick, Luton ve Stansted. Hepsini kente bağlayan ulaşım ağları mevcut (otobüs-tren-taksi). Bu alanlardan kent merkezine ulaşmak en fazla bir saat sürüyor. Sonrasında tarihin içinde buluyorsunuz kendinizi.  Aşağıda mutlaka görülmesi gereken yerleri listeledim. Bunların hepsini bir kerede ziyaret etmek pek olası değil.  Bu şehir özellikle Noel arifesinde geziyorsanız, soğuk ve nemli havasına rağmen insana çok seçenek sunuyor.  Şehirde yaşayan kozmopolit halkın yanı sıra dünyanın dört bir yanından gelmiş turistlerle birlikte insanı hem yoran ama bunu şikayet ettirmeden yapmayı beceren cadde ve sokaklarda geziniyor ve aklınıza gelen hemen her şeyi burada bulabiliyorsunuz.

Wimbledon parkında atlılar

Wimbledon parkında atlılar

Doğayı seviyorsanız Mayıs ve Haziran aylarını tercih etmenizi öneririm. İkitekerden hoşlananlar bu kentte mutlu olurlar ama dikkat!. Çünkü hem trafik soldan işliyor, hem de sadece bisiklete ayrılmış yollar henüz yeterli değil. Bir İngiliz vatandaşı gibi bisiklet kullanabilmek için epey bir çalışmak gerekiyor.

Londra aynı zamanda bir gösteri sanatları merkezi.  Açık-kapalı mekanlarda film, tiyatro, bale, opera ve sporun hemen her çeşidinde yapılan karşılaşmaları izleyebileceğiniz çok geniş bir eğlence ve sanat yelpazesine sahip bu kent. Ziyaretiniz sırasında bunlardan birine ya da birkaçına bilet alıp gitmenizi öneririm. Biletinizi gitmeden önce internet üzerinden alabileceğiniz gibi, şehirde de bilet temin edebileceğiniz gişeler var. Yüksek sezonda bilet bulunmayabiliyor, dikkat…

Soho'da dondurmacı

Soho’da dondurmacı

Ağız tadı:

Londra’da hemen her ülkenin damak tadını bulmanız olası. Uzak doğu, Pakistan, Hindistan, Orta Doğu, Balkanlar, Avrupa, Amerika ve elbette Türk mutfağı.  Bu kentte Sushi çok rağbet görüyor ve sayısız seçenek var. Tai (Tayland) yemeklerinden hoşlananlar için Soho’da bir lokanta tavsiye ediyorum. Adı  Busaba Eathai ve  adresi aşağıda. Hem uygun fiyatlı, hem de çok lezzetli menüleri var. Caddenin hemen karşısındaki İtalyan lokantasında ise hem self servis hizmet veriliyor, hem de yemekler çok kaliteli ve ucuz. Bir de Hamburgerden hoşlananlar için Covent Garden’da yeni açılan lokantayı salık veririm. Adı Shake Shack. Afiyet olsun…

Busaba Eathai

106-110 Wardour Street London W1F 0TR

Princi (İtalyan)

135 Wardour Street London W1F 0UT

Görülmesi gereken yerler:

Museum of London

London Transport Museum

British Museum

National Art Gallery

Tate Modern sanatlar müzesi

Science Museum

Victoria and Albert Museum

Westminster Abbey

St. Paul’s Kathedral

Tower Bridge

Tower of London

London Eye (dönme dolap)

Westminster Bridge, Big Ben clock tower , Parlamento binaları

Hyde Park, Green Park, South Kensington Park, Regents Park

Marble Arch, Oxford Street, Regents Street

Piccadily Circus, Leicester Square, Covent Garden, Soho, Carnaby Street

Canary Warf (Finans Merkezi)

Greenwich, O2 Arena

Yeraltı metrosu

Reklamlar