Etiketler

, , , , , , , , , , ,

7Nisan 2008 Pazartesi

Sabah 08.30′ da dostlarımızla Suadiye’ de buluşup 09.30 feribotuyla Pendik’ ten Yalova’ ya geçtik. Hava şimdilik kapalı ve yağmurlu. Bu defaki seyahatimiz Bursa, İnegöl ve Eskişehir’ i kapsıyor. Bursa’ da fazla oyalanmadan (çünkü bu şehrimizi ve civarını bir başka yazımın konusu yapacağım…) İnegöl yönüne saptık ve merkeze gelince arabamızı parkedip yayan olarak şehir turu yaptık. Karnımız acıkınca da, en meşhur köfteciyi sorduk, çarşı içinde “Beşler” köftecisi olduğunu öğrenip, İshakpaşa camii ve külliyesinin hemen karşısındaki bu küçücük dükkanda meşhur inegöl köftesinin tadına baktık. Sadece köfteler değil, aynı zamanda yanında sundukları baharatlı ve acılı soslar, piyaz salatası ve soğuk içecekler de gerçekten tavsiye edilir…

İnegöl, Bursa’ nın en büyük ilçesi ve Kafkas, Balkan ve Anadolu göçmenlerinden oluşan bir yerli halkı var. Tarihi 5000 yıllık olan bu yörede tarih boyunca Lidyalılar, Britanyalılar, Romalılar, Bizanslılar, Anadolu Selçukluları ve Osmanlılar hüküm sürmüşler. Çitli maden suyu, Oylat kaplıcaları ve Osmanlı donanmasına hizmet eden kereste imalathaneleri ile meşhur bir yöremiz. Günümüzde mobilyacılık sektörü, kasabanın ekonomisini canlı tutmaya devam ediyor.

Tekrar yola koyulup saat 14.00 te Eskişehir’ e vardık. Atışkan otelde yer olmadığı için Arslan otele yerleşip çıktık ve yağmurda şehri dolaşmaya başladık. Anadolu Üniversitesi kampüsü, Türkiye’ nin üçüncü büyük kampüsüymüş. Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, Porsuk nehri boyunca şehre bir Avrupa kenti görüntüsü verecek önemli yapılaşmalara imza atmış. Nehrin iki kıyısı dışında kalan diğer yerleşimler herhangi bir Anadolu şehrinden farklı olmasa da, bu bölge, genç üniversite öğrencilerinin de katkılarıyla göz dolduruyor. Bölgenin hemen her yerine dağılmış bronz heykelller, rengarenk köprüler, Belediye ve Valilik binaları, tramvay sistemi diğer Anadolu şehirlerine, hatta İstanbul’ un bazı semtlerine örnek olabilir…

Çarşıyı dolaşırken sohbet etme fırsatı bulduğumuz lüle taşı imalatçıları ise çok dertli. Fiyatların düşük, buna karşın işçilik maliyetinin yüksek olması onları bezdirmiş. Üstelik bir de imitasyon lüle taşı çıkmış piyasaya…

Akşam yemeğimizi, kampüse yakın bir yerdeki “Biyer” isimli lokantada yiyoruz. Otele dönerken gece geç vakitte bile nehir civarının canlı olduğu gözleniyor.

8 Nisan 2008 Salı

Sabah otelden ayrılıp, çiğ börek  evini arıyor ve sorarak buluyoruz (Atatürk Bulvarı No:99).  Aslında bu böreğin adında bile henüz mutabakat sağlanamamış. Biz hep “çiğ börek” olarak bildik, fakat herşeyden önce çiğ değil, pişmiş. Dahası, Kırım Tatarlarının bu meşhur yemeği (ki Rusya’ nın Kırım bölgesinde yaptığım iş seyahatlerimden birisinde ziyaret ettiğim Bahçesaray – Bakhchysarai – köyünde de aynen pişirip tüketiyorlar) için doğru ismin, Kıpçak lisanında “lezzetli” anlamına gelen “şı” öneki kullanılarak “şıbörek” olduğu söyleniyor. Bunlarla yetinmeyip, “şır börek”, “çibörek” gibi versiyonlar da türetilmiş.

Böylece, hamur işi ve çay ile kahvaltımızı yapıyoruz. Sonraki durağımız Odunpazarı. Burası restore edilmiş Osmanlı tarzı eski evlerin bulunduğu bir mahalle. Bazılarının içinde de sergiler var. Bir tanesini, içinde cam ve vitray ürünlerden oluşan sergi bulunanı geziyoruz. Bu mahallede ana meydan üzerinde bir de Atatürk müzesi var. Eski fotoğraflar, Atatürk’ e ait eşyalar ve eski gazete haberleri sergileniyor. Dolaşırken yanınızda bilgi vermek amacıyla görevli bir personel de yardımcı oluyor ama ne yazık ki benden başka gezen yoktu…

Eskişehir’ in tarihi hakkında yazılabilecek pek çok şey var. Günümüzde artık internet sayesinde bu bilg’lere ulaşmak çok kolay. Ancak, diğer bazı Anadolu şehirlerinin belediyelerinin web sitelerindeki bilgilerle karşılaştırıldığında,  Eskişehir Belediyesi’ nin web sitesi göz dolduruyor. Başındaki idarecilerin ciddi ve detaylı yaklaşımlarının bir sonucu olarak ortaya çıkan bu  güzel kaynak, aşağıda sunduğum link tıklanarak değerlendirilebilir;

http://www.eskisehir-bld.gov.tr/eskisehir_tarihce.php

Saat 11.45′ te Eskişehir’ den ayrılıp İnönü yöresine doğru gidiyoruz. Burada çok şey görebilmeyi umuyoruz, fakat meydan savaşının olduğu alanla ilgili beklentim boş çıkıyor. Hem bilgilendirme levhası eksiği var (belki geçen zaman içinde tamamlanmıştır), hem de altyapı noksan. Mağaraları ve uzaktan şehitliği görüp geçmek zorunda kalıyoruz, çünkü şehitliğe giden yol ne yazıktır ki ham toprak…

Dönüş yolunda Bursa Botanik Bahçesi’ ndeki İskender Restoran mola yerimiz oluyor. Nefis iskender sonrası hazım yürüyüşü için dinlendirici ve huzur dolu bakımlı bahçe bulunmaz bir nimet (yazın hafta sonları  böyle olmadığını tahmin etmek zor olmasa gerek)…

Reklamlar