Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

BOZCAADA

5 Ağustos 2008 Salı

İstanbul’ dan sabah hareketle Feribotla Pendik‘ten Yalova‘ya, oradan Bursa üzerinden Karacabey‘i geçip Bandırma‘ ya ulaşıyoruz. Sahilde biraz dolaştıktan sonra Erdek‘e gidip çay bahçesinde soluklanıyoruz. Tekrar yola koyulup Çan-Bayramiç güzergahını takiben Küçükkuyu’ya inerken Yeşilyurt köyündeki arkadaşlarımıza uğrayıp biraz sohbet ediyoruz. Bu eski köy, şehirli  ve şehirden bıkmış insanlar tarafından evler restore edilerek mesken tutulmuş. Köy kahvesinde yapılan “Manlama” yani mantı şeklinde kesilmiş kıymalı bazlama üzeri sarımsaklı yoğurt yemeğinin tadına bakıp çayımızı içtikten sonra buradan ayrılıp Küçükkuyu sahile iniyor, dar ve dolambaçlı yoldan Geyikli kasabasına geliyoruz. Geceyi Odun İskelesi’ nde geçiriyoruz.

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp yeni iskeleye gidiyor ve saat 09.00 da Bozcaada‘ ya  kalkacak ilk feribotu beklemeye başlıyoruz. Bozcaada’ nın tarihi 5000 yıllık. Ancak feribotla giderken adaya bakmamakta fayda var, çıplak ve boz tepelerden oluşan tekdüze bir manzarası var. Merkezdeki limana 09.30′ da çıkıyor ve arabamızla ilk turumuzu yapıyoruz. Adanın arka tarafında çok güzel koylar var. Ortası ise bağlık, bahçelik ve dolayısıyla yeşil. Merkezde kahvaltı yaptıktan sonra biraz yürüyerek dolaşıyoruz. Eski Rum evleriyle, bol pansiyonlarıyla, çay bahçeleriyle çekici bir yer. Az sonra arkadaşlarımız da geliyorlar ve birlikte önce 17 adet rüzgar santralinden oluşan ve 2000 yılında yapılmış 10 Megawatt gücündeki tesisi görmeye gidiyoruz. Daha sonra da koylardan birinde serin sularda yüzüyoruz. Üstüne merkezdeki balık lokantalarından birisinde karnımızı doyurup kaleyi geziyor ve akşam olmadan arkadaşlarımızı uğurluyoruz.

Güneş batarken kalenin önünde deniz kenarında “aynalı çay” içip serinliyoruz. Çaya bu ismin verilmesi, ayna gibi parlamasındanmış…

7 Ağustos 2008 Perşembe

Sabah 07.00 de güzel bir koydan denize girmeyi denedim. Aynı yerden dalmak ve zıpkınla balık avlamak amacıyla suya dalgıç elbiseleriyle giren bir adalı, benden önce titreyerek geri çıktı…Fakat suyun çok temiz olduğunu itiraf etmek gerek.

Daha sonra gidip bol bol denize girdiğimiz Ayazma Plajı’ nda da su serin ve yine çok temizdi. Saatler ilerledikçe gelenler çoğaldı ve plaj doldu. Akşam üzeri merkeze dönerken Bağ-Bağdem isimli bir konaklama tesisini ve bir başkasını gezip görüyor ve bilgi alıyoruz.

Bozcaada’ nın tarihi:

Antik çağda adı Tenedos olan adanın ilk sakinleri MÖ 2000 civarında buraya yerleşen Pelasg’ larmış. Daha sonra sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar ve Yunanların idaresine giren ada, MÖ 493 yılında Pers istilasını takiben MÖ 334 yılında Büyük İskender devrini yaşamaya başlamış. Orta çağda klasik Bizans-Ceneviz-Venedik kapışmaları sonrasında 1455 yılında Osmanlı hakimiyetine girmiş. Son olarak ta 1023 yılında Lozan anlaşmasıyla Türkiye’ ye bağlanmış.

Bozcaada’ nın ekonomisi şarap üretimi, balıkçılık ve turizm hizmetlerine dayalı. Rüzgar santrali de ihtiyacın 30 kat fazlasını ürettiği için anakaraya enerji transferi yapılmaktaymış.

GÖKÇEADA

8 Ağustos 2008 Cuma

Sabah 07.30 feribotuyla Bozcaada’ dan ayrıldıktan sonra Çanakkale’ ye gidip Eceabat‘ a geçiyor ve Abide‘ ye gidip savaş tepelerini, Anzak Koyu’ nu, Conk Bayırı’ nı, savaş alanlarını ve şehitliği ziyaret ettikten sonra Kabatepe limanına iniyoruz. Baltık’ ta imal edilen Gökçeada feribotuna araçları 15.00 te almaya başlıyorlar. Hava çok sıcak, köpeğimizle birlikte üst açık güverteye çıkıp güzel bir yolculuk sonrası 17.15 te Kuzu Koyu’ na giriyor ve Gökçeada limanına yanaşıyoruz. Arkadaşlarımız Oğuz ve Serpil bizi liman çıkışında karşılıyorlar. Kale koyunda bir çay bahçesinde sohbet edip kale altından denize giriyoruz. Burası kayalık ve merdivenlerden denize giriliyor, su oldukça derin fakat çok temiz ve ferahlatıcı.  Gün batımında nefis manzaraya karşı soğuk biralarımızı yudumlayıp liman çevresindeki lokantalardan birisinde keyifli akşam yemeğimizi yiyoruz.

Marina ve çevresinde akşam kurulan halk pazarı çok hoş. Limanın sağ tarafındaki tepenin üzerinde kurulu eski köyün adı Kaleköy (eski adı Kastro). Gece yarısına doğru Zeytinli (eski adı Agia Teodori) köyüne gelip arabamızı köy meydanında park ediyor ve yürüyerek arkadaşlarımızın evine gidiyoruz. Burası eski bir Rum köyü ve Fener Rum Patriği Bartholomeos’ un da doğum yeri. Rumlar yazları  Yunanistan’ dan gelip evlerini açıyor ve yazı burada geçiriyorlar. Evin yolu üzerinde köyün meydanındaki Karatay kahvesinde dibek kahvesi de içmeyi ihmal etmedik. Evin hemen karşısındaki  Yunan komşular, sirtaki müziği eşliğinde Ouzo-balık keyfi yapıyorlardı, bizi de davet ettiler. Teşekkür ettik, biz eve girince onlar da müziğin sesini kısarak keyiflerine devam ettiler…

9 Ağustos 2008 Cumartesi

Adada üç dört tane gölet ve baraj olmasına rağmen (tarihte ilk barajın Raksados vadisini sulamak amacıyla MÖ 4. yy’da yapıldığına dair bulgular vardır), evlere belli saatlerde su veriliyor. Sabah kahvaltımızı ovaya ve hava alanına bakan yeşillikler arasındaki balkonda yapıp çarşıya balık almaya gidiyoruz. Sonra Kefalos (Aydıncık) koyuna gidip güneye bakan bu kumsaldaki tesislerden Necdet Şen isimli olanında yerlerimizi alıp denize giriyoruz. Burada su daha ılık fakat bu plaj yelken sörfü için çok uygunmuş. Akşamüzeri ise adanın batı ucundaki gizli plaja gidip gün batımını seyrediyoruz. Bu plaj artık gizli değil, yolu asfaltlanmış, birkaç derme çatma çadır kurulmuş, gelecek konusunda çok ümit vaad etmiyor ne yazık ki…

10 Ağustos 2008 Pazar

Sabah gezimizin ilk durağı Tepeköy (eski adı Agridya) ‘ün ilerisindeki Çınar Meydanı. Buradaki ulu çınar ağacı 625 yaşındaymış. Yüksekte olduğu için de manzara muhteşem. İkinci durak Dereköy (eski adı Şinudi). Burası da Osmanlı’ nın en eski ve en büyük köyüymüş. Şimdilerde ise terkedilmiş. Bazı vatandaşlar gelip oturmaya başlamışlar. Köyün merkezindeki eski dönemden kalma ortak çamaşırhane çok ilginç. Akşam için eve dönerken Zeytinli köyündeki Beşiktaşlı Hristo‘ nun kahvesine uğrayıp önce nefis sakızlı dondurma yiyor, üzerine de dibek kahvesi içiyoruz.

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Yağmurlu bir sabaha uyanıp arkadaşlarımızla vedalaşıyor ve feribotla 08.10′ da Kabatepe limanına çıkıp evimize dönüyoruz.

Gökçeada’ nın tarihi:

Türkiye’ nin en büyük adası olma özelliğine sahip olan Gökçeada (eski adı İmroz)’ nın tarihi, Bozcaada’ nın tarihiyle büyük oranda örtüşüyor. Roma döneminde ada merkezi Kastro’ dan Aydıncık’ a kaydırılmış. Bozcaada’ dan farkı, hala Rum ailelerin varlıklarını sürdürebilmeleri, buna karşın nüfus dengesinin korunabilmesi maksadıyla  adaya sonradan yerleştirilen halkımız  ile burada dönemsel olarak yaşayan Rumlar arasında gerek eğitim gerekse  kültürel farkların ilk bakışta görünüyor olması…

Bu seyahatimizde toplam katettiğimiz yol: 1,370 km

Reklamlar