Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2003 yılının bir sonbahar günü, doğal güzellikleri ile ünlü bir yurt köşesi olan “Batı Karadeniz Bölgesi” ni gezip görmek için İstanbul’ dan hareket ediyoruz. TEM üzerinde ilerlerken, Bolu’ nun Gerede ilçesine geldiğimizde kuzeye doğru dönüp kısmen bozuk satıhlı bir yolda Ilgaz’ a doğru seyahate devam ediyoruz.  Ilgaz kasabası ana yoldan biraz içerde kalıyor ve biz Ilgaz Dağı Mountain Resort’ ta ilk gün yolculuğumuzu bitiriyoruz. Burası, orman içinde inşa edilmiş ayrı ve ikişer katlı eski tarz evlerden oluşturulmuş bir devre tatil cenneti.

Antik dönemde adı Olgassys olan Ilgaz dağında kalınacak tesislerin yanısıra 800 ve 1,500 metre uzunluğunda iki kayak pisti var. Doruk noktasının yüksekliği 2,587 metre.

Sabah ilk işimiz Kastamonu‘ ya doğru yola koyulmak. Yol oldukça güzel, çam ormanlarının arasından geçerek ilerliyoruz. 1982 yılının ikinci yarısını geçirdiğim Taşköprü ilçesinin bağlı olduğu Kastamonu, hem tarihiyle, hem doğasıyla, hem de insanıyla görülmesi gereken bir şehir. “Aradan geçen yirmi yıla yakın sürede acaba ne değişiklikler olmuştur?” düşüncesiyle şehre adım attık. Belirleyici unsurlar yerli yerinde duruyor: Vilayet Konağı, kale, saat kulesi, eski konaklar, şehrin içinden geçen ve Gökırmak‘ ın bir kolu olan Karaçomak deresi.

Konak tipi eski evlerde el sanatları sergileniyor. Kaleden şehrin görüntüsü harika. Hükümet binası ve önündeki Cumhuriyet parkı güzel düzenlenmiş. Çarşısı ise bir hayli kalabalık. Eskiye oranla daha çok öğrenci gördüm kentte. Bu da, daha çok eğitim kurumu açıldığını gösteriyor.

Kastamonu’ nun 170 km’ lik sahil şeridi var ve ilin hemen her yerinde Karadeniz’ e özgü sarıçam, kızılçam, karaçam, kayın, meşe, köknar ve ladin ağaçlarının oluşturduğu ormanlar, özellikle bu mevsimde sarı-turuncu-kızıl-yeşil tonlarının hepsine sahip görüntüsüyle büyüleyici.

Batı Karadeniz ormanları

Kastamonu’ nun bilinen ilk yerlileri, Transkafkasya kökenli oldukları sanılan Pala ve Tummana kavimleri. MÖ 2,000 civarında burada yerleştikleri sanılmakta. Hitit devleti  MÖ 1,200 yılında yıkıldıktan sonra, Balkanlardan gelen ve Anadolu’ da pek çok yerde hakimiyet kuran Frigler, Kastamonu’ da da yerleşmişler. Bundan sonra Lydia ve Pers hakimiyetine giren yörede MÖ 298 yılında Pontus Devleti kurulmuş.

Antik çağda Paphlagonia bölgesinde bulunan Kastamonu’ da, aynı çağdan kalma bir de Kaya Mezarları var. Şehrin hemen kenarında bulunan ve yerden 8 metre yukarıdaki kaya blokunun içine oyulmuş  üç adet mezardan oluşan yapıya benzer pekçok mezar kalıntısı, Azdavay ve Taşköprü ilçelerinde de bulunuyor.

Kastamonu’ nun bazı meşhurları:

Şapka ve kıyafet devrimi, 1925

Kastamonu elması

Üryani eriği

İnebolu kestanesi

Taşköprü sarımsağı

Araç cevizi

İnebolu’ ya giden yol tam seyirlik. Özellikle Küre dağları arasından geçerken manzara çok güzel, insanın gözü yeşile doyuyor. Yolda zaman zaman görünen bir de havai konveyör hattı var, çalışmadığı belli, sepetler donmuş gibi duruyor. Bu hattın,  burada bulunan bakır madenlerinden çıkarılan cevherin limana taşınması için kurulduğunu, fakat daha sonra karayolu taşımacılığının daha cazip (!) hale gelmesi sonucu terkedilen bir sistem olduğunu öğreniyoruz.  Hatta kamyon şöförlerinin eğimi oldukça yüksek rampalardan cevher yüküyle aşağı inerken akkor hale gelen fren kampanalarını soğutmak için yol kenarında durup değişik önlemler (!)  denediklerini de öğreniyoruz… İnebolu şirin bir Karadeniz kasabası. Hal böyle olunca da sahildeki lokantalardan birisinde palamut tava ile karnımızı doyuruyoruz.

Dar ama asfalt sahil yolunu takiben doğuya doğru ilerleyip Abana‘ ya uğruyoruz. Burası da çoğunlukla Ankara’ lı vatandaşların tercih ettiği bir sayfiye kasabası, pekçok bahçeli yazlık ev var, ama mevsim gereği çoğu kapanmış. Biraz da batı yönünde sahilde ilerledikten sonra Kastamonu üzerinden Ilgaz’ a dönerek günü bitiriyoruz.

Sabah Çankırı yönüne gitmeye karar veriyoruz. Dağları aşarak, hoş dağ köylerinin arasından geçerek Çankırı’ ya ulaşıyoruz, şehir merkezinde ilginç bir özellik göremeyip, harita üzerinde gösterilen “İnandı” kalıntılarını arıyoruz. Yerli vatandaşlara da sormamıza rağmen bulamıyoruz…!.

İskilip yönünde ilerlerken birden yol kenarında mıcır yığıntıları başlıyor, iki şeritli yol tek şeride düşüyor ve geri dönüşün imkansız olduğu bu şartlarda ilerlerken bu defa yola zift dökülmüş olduğunu görüyor ve çaresizlik içinde 25 km (!) ilerliyoruz. Hiçbir uyarı levhası olmayan bu uygulama için Karayolları yönetimini saygıyla anarak Samsun yoluna çıkıyor ve ilk yakıt istasyonunda duruyoruz. Arabadan indiğimde gördüğüm manzara dehşet verici. Yeni arabamız yarı beline kadar simsiyah zifte bulanmış…

İstasyonda iki saat geçirip bu zift bulamacından mazotlu sıcak suyla kurtulduktan sonra Tosya’ ya uğrayıp yol üzerinde yerel üreticilerin kurdukları tezgahlardan pirinç ve kuru bakla satın alıyor ve kaliteli Samsun Karayolundan Ilgaz’ a geri dönüyoruz.

Safranbolu' nun geleneksel evleri

Yeni günle birlikte yeni rota belirleyip bu defa Safranbolu‘ ya gidiyoruz. Aslında burası, yakın çevresindeki Valla ve Horma kanyonları ile birlikte bir hatta iki gün geçirilebilecek bir yer. Vala kanyonu 10 km uzunluğunda ve Devrekani çayının Küre dağlarından geçerken oluşturduğu bir vadi. Horna ise 4 km uzunluğunda ve oldukça tehlikeli bir kanyon.  Safranbolu, tarihte İstanbul-Sinop kervan yolu üzerinde önemli bir konaklama merkeziymiş. Bu yüzden geleneksel pek çok farklı kültür altyapısını bünyesinde barındıran ve 2,000 kadar eski eve sahip değerli bir  miras. Dünyada pek çok yerde yetişen “safran” çiçeğinin en değerlileri Safranbolu civarında bulunmaktadır. Ekonomik değeri çok fazla olan bu çiçek, yerleşime adını da vermiş. Lokumu ve Çavuş Üzümü ile de ünlü olan Safranbolu’ nun mutfağı da bir hayli zengin…

Safranbolu’ da nereler görülmeli derseniz;

48 ahşap dükkandan oluşan ve “yemeni” türü ayakkabıların yapıldığı “Yemeniciler Arastası”,

Akçasu deresinin iki yanında kurulmuş olan “Demirciler Çarşısı”,

1797 yılında Sadrazam İzzet Paşa tarafından yaptırılan “Saat Kulesi” ve elbette  meşhur konakları.

Eski yerleşimin sokaklarında dolaşıp iyi korunan evleri, tezgahlarda sergilenen ürünleri ve onları pazarlayan yöre halkını gördükten sonra yola çıkıp Amasra yönüne gidiyoruz. Yol insanı yeşile doyuruyor. Amasra’ ya yaklaşırken tepelerden deniz ve kasaba uzaktan görünüyor, kıvrıla kıvrıla aşağıya inen yol, yerleşimin merkezinde bitiyor. Burada küçük bir koya bakan sıra sıra balık lokantaları var. Mustafa amca’ nın   canlı balık lokantasında taze mezgit tava yiyoruz, yanında da meşhur bol yeşillikli mevsim (Amasra) salatası. Burada bir de meşhur “Hoşafçı” lakaplı  Martı Balık lokantası  varmış. Gün batarken Ilgaz’ a dönüyoruz.

Sabah Kastamonu üzerinden Taşköprü’ ye gitmek üzere yola koyuluyoruz. Kasabaya ulaşınca durmayıp birkaç kilometre ötedeki Seka Sigara Kağıdı Fabrikası’ nın kapısına kadar gidiyor ve burada altı ay kadar süren şantiye yaşantımı yad ediyorum. Sonra mis gibi sarımsak kokan yoldan kasaba merkezine geri dönüp, çarşı içindeki meşhur “kuyu kebabı” lokantalarında kebap arıyoruz. Biraz zamansız geldiğimiz için sadece birisinde kebabın sonuna yetişiyor ve karnımızı doyuruyoruz. Buradaki hemen her lokantada taze kuzuları odun ateşinde pişirdikleri ve kimisi 4-5 metre derinliğinde kuyular vardır. Sabahtan altında ateş yakılan bu kuyulara indirilip asılan kuzular, ağzı kapatılan sıcak ortamda yavaş yavaş öğleye kadar pişerler, karnı acıkan çarşı esnafı ve sarımsak tarlasında çalışan işçiler masaları doldurduğunda da ağızda eriyen yumuşacık kuzu eti, kilo ile sipariş edilir ve yanında sadece beyaz soğan ve taze ekmek (ve bir de tuz !) ile servis edilip elle yenilir.

Cumhuriyet meydanı, Kastamonu

Roma döneminde MÖ 64 yılında kurulan Pompeiopolis-Taşköprü kenti, MS 150 civarında bölgenin başkenti haline gelmiş.

Meşhur Taşköprü’ ye bakan bir çay bahçesinde demli çayımızı da içtikten sonra Kastamonu’ ya gelip eski bir konak ile kaleyi ziyaret ediyoruz. Kale ve çevresi biraz bakımsız, sağda solda çöpler var fakat yükseltisi nedeniyle şehrin hemen her noktasını buradan görebiliyorsunuz. Merkez çarşıya inip Bülbüloğlu’ ndan meşhur “çekme helva” alıp Ilgaz’ a dönüyoruz.

Seyahatimizin son gününde Gerede üzerinden Akçakoca‘ ya uğruyoruz. Beklentimizin aksine burası fazlaca yapılaşmış ve ticari bir yazlık tatil kasabası haline gelmiş. Dolayısıyla deniz kıyısı da sıra sıra balık lokantası tarafından işgal edilmiş. Bunlardan birisinde karnımızı doyurup geldiğimiz yoldan evimize dönüyoruz. Bu turda toplam katettiğimiz yol yaklaşık 2,500 km. Doğu  Karadeniz turu da programda ama bakalım ne zaman kısmet olacak…

http://www.haberler.com/kastamonu/

Reklamlar