Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Galler’ e özgü müzik dinleyerek okumaya başlamak isterseniz tıklayın.

Bu yolculuğumuzda, 2007 yılının Ağustos ayında, Londra’ dan trenle hareket ederek Bath, Bristol ve Galler’ in kalbi Cardiff ‘ e gideceğiz. Galler (Wales), dört ülkeden (İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda) oluşan Birleşik Krallık (United Kingdom)’ ın bir parçası. Milli bayraklarında sembol olarak görmeye alışık olduğumuz kırmızı renkli ejderha ile tanınan bu ülkenin halkı, “futbol”, “rugby” ve “kriket” sporlarıyla yakından ilgili. Tarihte tarıma dayalı ekonomik yaşam hakimken, endüstri devriminin etkisiyle kömür ve madencilik ön plana geçince hızla büyüyen ülkede bugün  yaklaşık üç milyon kişi yaşıyor. İngilizcenin yanısıra “Galce” de konuşulduğunu duyabiliyorsunuz sokaklarda.

İnsanoğlu tarafından yaşam yeri olarak seçilmesi yaklaşık olarak 29,000 yıl önceye denk gelen bu doğa parçası, MS 48 yılında başlayıp otuz yıl süren  istila sonrası 300 yıl kadar Roma’ lıların yönetiminde kalmış.

Romalılar çekildikten sonra değişik Germanik kabileler tarafından kullanılan bölgede Britonlar orta çağ boyunca söz sahibi olmaya çalışmışlar. Lilywelyn Fawr, 1216 yılında ilk “Galler Prensi” ünvanını almış. Bu tarihten günümüze kadar Galliler, ülkelerinin ilerlemesi için çalışmışlar ve İngiltere ile işbirliği yaratmışlar.

Bugün, yönetimi kendilerine verilmiş belli sorumluluk alanlarında kanun yapma yetkileri de olan Galler yönetimi, Birleşik Krallıklar Parlementosunda  40 sandalye ile temsil edilmekte.  Bir Dışişleri Bakanı Londra’da kabinede ülkesini temsil etmekte, ayrıca Birleşik Krallık Yönetimi çatısı altında bir “Galler Ofisi” bulunmaktadır. Prens Charles, şu anki Galler Prensi olması sıfatıyla yönetsel bir fonksiyona sahip değil, sadece Kraliyet soyunun bir temsilcisi.

Konumuz Galler ama seyahatimiz, beş idari bölgeye ayrılmış bu güzel ülkenin sadece güney doğu bölgesinde bulunan başkenti Cardiff’ i kapsıyor. Üç gecemizi geçirdiğimiz Bristol kenti ile burada kalırken günübirlik ziyaret ettiğimiz Bath şehri de bahsedeceğimiz diğer iki güzel yerleşim.

Çıkış noktamız Londra ve olası üç seyahat şeklinden birisini, yani demiryolunu tercih ediyoruz. Ilık (!) bir Ağustos günü uçakla eriştiğimiz Heatrow havaalanından “Connect” treni ile Paddington tren istasyonuna geçip, 18.30 treni ile Bristol’e hareket ettik. İstasyon bir hayli kalabalıktı, bilet gişesinde kuyruk vardı, üstelik tren bileti hiç de ucuz değildi…Sebebini daha sonra anladık ama, geç kalmıştık. İki temel neden varmış meğer: Öncelikle günlerden Cuma, yani iç turizmin yüksek olduğu bir dönem, üstelik takip eden Pazartesi günü “Bank Holiday” miş, bir de bunların üzerine Cardiff’ te hafta sonu    oynanacak  Galler-Fransa futbol maçı  eklenince hem kalacak yer bulmak zorlaşmış, hem de 1 saat 45 dakikalık tren yolculuğu çift yön 125 Sterling’ e uçmuş…

Kıssadan hisse: Gitmeyi planladığınız ülkenin koşullarına göre sezonu iyi belirleyip, özel ve tatil günlerini önceden öğrenmekte ve alternatif seyahat yollarını araştırmakta sayısız fayda var.

Internet üzerinden daha önce oda ayırttığımız şirin “Best Western” otel zincirinde kaldık. Bu zincir, hem Avrupa’da, hem de Amerika’da (belki diğer coğrafyalarda da) düzgün hizmet veren ve bunu makul ücretler karşılığı yapan bir kuruluş, tavsiye edilir.

DSC02402

Seyahatimizin ikinci günü Bristol’ den Bath’ a trenle gittik. Bath, Roma döneminden kalma hamamlarıyla ve termal otelleriyle ünlü tarihi ve güzel bir şehir. Nüfusu 100,000′ in altında olan şehirde iki büyük  üniversite var. Günümüzde turizm gelirleri bir hayli artmış ve Londra’ dan ulaşılması çok kolay. Merkezdeki parkta iki günlüğüne bir Fransız pazarının kurulduğunu öğrenip ziyaret ettik, gıda ürünleri ağırlıklı bu açık pazar gerçekten hem gözümüze hem midemize hitap etti…Bath şehrinin merkezinde katedral ve eski Roma hamamları var. Şehrin içinden geçen Kennet ve Avon Kanalının serinlettiği yemyeşil çayırlarda ise halk ve turistler güneş banyosu yapıyorlar gün boyu.

Gündüzki canlılığa rağmen, saat 19.00′ da şehirden ayrılırken sokakların boşaldığına şahit olduk.

Üçüncü günümüzde radarımızda Cardiff var. Trene binip oturduk, ama dışarısı müthiş kalabalıktı ve az sonra trenin içi de doldu, 45 dakikalık gecikmenin sonunda balık istifi şeklinde hareket ettik (futbol sen nelere kadirsin..!). Maç için trafik iptal edilmiş, yollar sadece yayalara açık, şehirde bir karnaval havası var, barlar hınca hınç dolu, biralar su gibi içiliyor, çoluk çocuk sokaklarda, ama en ufak taşkınlık yok…

Hemen biletlerimizi (maç için değil, ünlü kaleyi gezmek için…!) aldık ve sadece turizme değil, günlük davetlere de açık olan kaleyi gezmeye başladık. Enteresan bir şey de öğrendik. Bir zamanlar kalenin ve Cardiff şehrinin büyük bölümüne sahip olan aile, son olarak 1947′ de tüm varlığını kale dahil Cardiff belediyesine hibe edip gitmiş.  Sadece bir şartla:  Hibe edilen arazilerin üzerine kesinlikle inşaat yapılmayacak…(Ülkemizde de böyle aileler olduğunu zaman zaman duyuyoruz ama şartların gerçekleşmediğini öğrenince Cardiff’ lerde kendimizi çok ezik hissediyoruz…!).

DSC03079

Cardiff’ in tarihi, günümüzden 6,000 yıl öncesine dayanıyor. Romalıların İngiltere’ yi istilasına kadar Celtik-British kabilelerinin yerleşim yeri olarak yaşayan şehir, MS 75 yılında Romalıların imara başlamasıyla değişmiş. 1081 yılında Kral 1. William, eski Roma surları içinde kale yapımını başlatmış. Şehir, 1542 yılında serbest pazar yeri olmuş ve 19. yy’ da limanlar inşa edilmiş. 1905 yılında Kral 7. Edward tarafından “şehir” ünvanı verilen ve yüzbin kişiden az nüfusu olan Cardiff, günümüzde Galler’ e başkentlik yapıyor.

DSC03118

Üç gecemizi geçirdiğimiz Bristol şehri 450,000 nüfuslu ve tarihi çok eskilere dayanıyor. 14.yy’ da gemi yapımcılığı ve sanayisi ile ortaçağ İngiltere’ sinin üçüncü büyük kasabası haline gelen Bristol, 15.yy’ da ülkenin ikinci önemli limanıymış. Müzik ve film endüstrisi yanısıra eğitim kurumlarıyla da ünlenen şehir, uzay ve bilişim teknolojilerine de destek veriyor.

dragon

Galler’ in en bilinen sembolü, milli bayraklarında da görülen kırmızı ejderha resmidir. Bu konuda rivayet çok olmakla birlikte, 5.yy’ da Romalıların ülkeyi terketmelerinden sonra kuvvet ve iktidarın sembolü olarak bayrakta ejderha motifinin kullanılmaya başladığı söylenmektedir.

images

İlk Galler sembollerinden birisi pırasa imiş. Yine rivayetler çok olduğu için, en sevimli geleniyle yetiniyoruz:  6. yy’ da Pagan Saxonyalılarla yapılan ve muhtemelen pırasa tarlasında gerçekleşen savaş sırasında, St. David, askerlere miğferlerine pırasa takmalarını emrediyor. Böylelikle savaş kazanılıyor ve bu zaferin anısına her sene 1 Mart günü, Galler’ de herkesin kıyafetine bir sap pırasa eklediği bir kutlama günü olarak yaşanıyor. Bu davranışın bir başka ifadesi ise, “Ben Galler vatandaşıyım, yani iyi bir taşralıyım” şeklinde anlatılıyor.

nergis

Nergis çiçeği de Galler’ in bir sembolü olarak biliniyor, fakat pırasanın ardından bunun yanlışlıkla ortaya çıkan bir varsayımdan kaynaklandığı söyleniyor.

Galer’ in gezilebilecek ve görülmeye değer daha pek çok yeri olduğu şüphesiz. Eminim coğrafi güzellikleri de sayısızdır. Belki bir gün oraları da görmek kısmet olur…

Galler ile ilgili bilgi alınabilecek bazı faydalı linkleri aşağıda bulabilirsiniz:

http://www.wales.com/default.aspx

http://visitbath.co.uk/

http://www.cityofbath.co.uk/

http://visitbristol.co.uk/

Reklamlar