Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

 

Çarşamba, Mayıs 02, 2012

Türkiye – Yunanistan – Parga (1. gün)

Sabah saat 08.00′ de ve 75,390 km’ de İstanbul‘ dan hareket ediyoruz. Hava açık ve güzel. Uzunçiftlik’ te çorba molasından sonra sınıra geldiğimizde bizi yine bir sürpriz bekliyordu. Gümrük geçişinde bilgisayar sistemi arabamızı yine X-ray cihazına yönlendirdi. Çaresiz eşyaları indirip cihaza girdik ve orada gümrük memurlarıyla cebelleşen Bulgar göçmeni bir ailenin küçücük arabalarıyla yurda et sokma cinliklerine şahit olup tekrar eşyalarımızı topladıktan sonra Yunanistan’ a girdik. İlk çıkıştan Xanthi kasabasına girip depomuzu doldurduk. Bu arada Yunanistanda da yakıt artık ucuz değil, neredeyse bizimkiyle aynı seviyeye gelmiş mazot fiyatı. 

Parga

Yol çok sakindi, navigasyon cihazına ilk hedefimiz oan Parga‘ yı girdik, İoannina hizasına geldiğimizde otoyoldan ayrılıp asfalt kalitesi oldukça iyi olan bir yoldan döne döne deniz seviyesine indik ve yine asfalt ve dar bir yoldan 40 km kadar daha giderek saat 20.30 civarı Parga’ ya geldik. Parga çok şirin fakat sahil şeridi araçlara kapalı olduğu için merkeze gelirken gördüğümüz birkaç lokantadan birini gözümüze kestirdik ve oraya gittik. Menüsü oldukça zengin ve Parga koyuna yukarıdan bakan güzel manzaralı bu lokantada bir güzel karnımızı doyurduktan sonra günü burada bitiriyoruz.

Perşembe, Mayıs 03, 2012

Parga – Lefkada (2. gün)

Parga’ nın tarihi 13.yy’a kadar gidiyor.  Önce Pezovolo dağında kurulan şehir, daha sonra 1360′ ta Arnavut saldırılarından korunmak için bugünkü yerine taşınmış. Bu dönemde Korfu‘ daki Normanların yardımıyla kale inşa edilmiş. 1797′ de Fransızların kontrolüne geçen Parga, 1817′ de İngilizlerle yapılan anlaşma ile Osmanlılara verilmiş ve sonunda 1913’ te bağımsızlığına kavuşmuş. Bu güzel kasabada sabah dinç bir şekilde uyandıktan sonra toparlanıp merkeze sahile gittik ve kahvaltımızı yaptık, fotoğraflarımızı çektik, gençler okullarına doğru yürürlerken biz de Preveze yönüne doğru yola çıkmaya karar veriyoruz. Hava açık ve sıcaklık sabahın erken saatinde bile 15 derece.

Preveze 54 km mesafede, güzel bir seyahat sonrası ulaşıyoruz. Burası çok özelliği olmayan sıradan bir şehir. Boydan boya geçtikten sonra geri dönüp tekrar sahile doğru inerken bir kahvehane görüp duruyor ve sabah kahvelerini yudumlayıp sohbet eden Grek amcalarla selamlaşıp bir masaya yerleşiyoruz. Kahvehane sahibi hemen dışarı çıkıp arabamızın plakasına bakıyor ve “komşi hoşgeldiniz” diyerek bizi selamlıyor.

Kahvemizi içtikten sonra hareket edip karabiber kokuları arasında ilerleyerek 2002 yılında hizmete giren bir sualtı tünelinden geçiyor ve Lefkada‘ ya giriyoruz. Az sonra da ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Yol dönerek kıstak gibi bir yere geliyor ve iki kara parçasının arasında kalan boğazın üzerine eski ve sefere çıkmayan bir feribot adeta köprü gibi yerleştirilmiş ve bu feribottan geçerek asıl Lefkada’ ya giriliyor. Herhalde bunu nostaljik bir görüntü olması için yapmışlar, çünkü o kadar sualtı tünelini inşa ettikten sonra otuz metrelik bu su  geçişini de bir şekilde doldurup halledebilirlerdi…

Hava sıcak ve güneşli, Lefkada’ nın merkezine doğru ilerliyoruz. Takip eden yerleşim yeri Kariotes. Sahilde durup marinayı ve çevreyi fotoğrafladıktan sonra Nidri‘ ye gidiyoruz. Burada da marina var ve çok sayıda tekne sezona hazırlanıyor. Evlerde ve yollarda bol bol sardunya var, yaseminler, katır tırnakları harika. Saat 12.13′ te Nidri’ den ayrılıyoruz.

Dar ve iyi asfalt bir yoldan döne döne Poros kasabasına indik. Sakin bir koy, deniz cezbedici idi, tadına baktım. Serinletici güzel bir suyu vardı. Kuruduktan ve biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyulduk. Yolda karşımıza çıkan ilk yerleşim Vasiliki oldu. Vasat bir kasaba, fakat sahili güzel, sıra sıra lokantalar var. Sahilin ucunda da iskele vardı ve bir feribot durmaktaydı. Sorduk, 1 Mayıs’ ta hizmete başlamışlar, Kefalonia adasına gidiyorlarmış. Saat 16.30 idi ve yarım saat sonra hareket edecekmiş. 66.5 Euro ödeyerek feribota bindik ve tam 17.00′ de hareket ettik. Hava biraz bulutlanır gibi oldu, güzel bir yolculuk sonrası saat 18.00′ de Kefalonia adasının kuzey ucundaki Fiskardo limanına giriyoruz. 

Fiskardo limanı, Kefalonya

Not: Kefalonya adası uzun zamandır hedef adreslerimizden birisiydi, çünkü Dilek “Yüzbaşı Korelli’ nin mandolini” (Captain Corelli’s Mandolin) filminden çok etkilenmişti ve uzun zamandır bu adayı görmek istiyordu. Film çekimi sırasında fimin başrol oyuncuları Nicolas Cage ve Penelope Cruz’ un Sami kentinde gittikleri cafe de meşhur olmuş, onu da gördük. Bu filmin küçük bir özet klipini hatırlatmak amacıyla adres linki olarak veriyorum:

http://www.youtube.com/watch?v=-VA5jVJVEZQ

Fiskardo küçük ama çok şirin bir yerleşim. Kasabanın sahip olduğu küçük koyun dışında tepelik bir yerde güzel bir otopark yeri vardı buraya arabalarıyla gelenler için, oraya parkedip koyda küçük bir gezinti yaptık, marina çevresinde çok sayıda balık restoran var.

Hava biraz serinler gibi olunca üzerimizi kalınlaştırıp beğendiğimiz bir lokantada karnımızı doyurduktan sonra yürüyüş yapıp burada geceledik.

Cuma, Mayıs 04, 2012

Kefalonya (3. gün)

Sabah dinç olarak kalktık ve 08.30 civarında yola çıktık. Hava bulutlu, kasabadan çıkar çıkmaz Daphnodi beach levhasını görüp sapıyoruz ama 2 km gidip de yolun bittiğini görünce geri dönüp ana yola katılıyoruz tekrar. Yarım saat kadar levhaları takip edip plajlara girelim dedik ama dönüp dolaşıp aynı noktaya gelince navigasyon cihazını açıp Sami‘ yi girdik, o yönde ilerlerken aşağılarda bir küçük yarımadanın boğazında kurulu yerleşim dikkatimizi çekti. Adının Asos olduğunu tabeladan okuyup oraya indik.

Asos küçük bir yerleşim ama çok güzel. Yarımada üzerinde tepede 16.yy’ da Venediklilerin yaptığı bir kale var ama sadece yaya trafiğine açık, ayrıca çok da yüksek olduğu için çıkmadık, fotoğraflarımızı çekip temiz hava aldıktan sonra saat 10.23′ te  buradan ayrılıp Sami yönünde ilerlemeye devam ettik. Yolumuzun üzerinde bir seyir noktasında durup aşağıya bakınca Myrtos beach‘ i gördük.

DSC_0172

Yukarıdan muhteşem görünen  plaja inen bir de asfalt yol yapmışlar, fırsatı değerlendirip indik ve yuvarlak taşlı sahile çıktık, açık denizdeki gibi dev dalgalar olmasına rağmen ben girip yüzdüm, gerçekten yaşanması gereken bir deneyimdi.

Saat 12.00 de  buradan ayrılıp Sami yoluna çıkıyoruz. Yolda Agia Ephimia’ yı görüp giriyoruz. Burası da hoş bir yerleşim, sahil boyunca lokantalar var, kıyıda durup kiş ve meyve suyu ile karnımızı doyurduktan sonra Sami’ ye doğru devam ediyoruz.

Hava 25 derece ve yaklaşık 30 km mesafedeki Sami’ ye giderken önce Melissani yeraltı gölü’ ne bakmaya karar veriyoruz. Burası yaklaşık 30 metre çapında bir göl ve son depremlerde çatısı çökünce üzeri açılmış, su derinliği 15-40 metre arasında değişiyor, Argostoli‘ den çıkıp Sami’ den denize dökülen bir yer altı suyu ve tatlı-tuzlu su karışık. Gölün içinde kürekli sandallarla gezdiriyorlar. Bu göl, 1951 yılında keşfedilmiş.

Buradan çıkıp yakındaki Drogkarati mağarası’ nı da ziyaret ediyoruz. 300 yıllık mazisi olan mağarada sıcaklık 18 derece, rutubet %90…Bizim sarkıt-dikit’ lere çok benziyor.

Yol üzerinde Sami’ yi de görüyoruz, burası da normal bir kıyı şehri, bir tur atarak sahilde bekleyen küçük feribota binerek Kefalonia’ nın başşehri Argostoli’ ye hareket ediyoruz.

Argostoli’ ye gelince şehri bir baştan bir başa geçip geri döndük, merkezde bir pastaneden yiyecek birşeyler alıp mazot takviyesi de yaptıktan sonra, merkeze 2,5 km mesafedeki Lassi yerleşimine gidiyoruz. Sosyetik bir yazlık yerleşim olduğu anlaşılan bu bölge henüz sakinleri tarafından sezona açılmamış. Tekrar merkeze dönüp dondurma yiyerek feribota bindik ve Luxori’ ye hareket ettik. Hava bulutlu ama sıcak, Saat 18.53 te Luxori’ ye iniyoruz.

Luxori de Sami gibi büyük ve hareketli bir kıyı şehri. Günü burada bitiriyoruz.

Cumartesi, Mayıs 05, 2012

Kefalonya (4. gün)

Sabah bir kafede kahvaltı yaparken Yunan garson kızın tarifi üzerine kuzey yönünde yola çıkıp yarım saat yol aıyor ve aşağıda bir başka güzel koy görüyoruz. Döne döne asfalt yoldan inip, üç pansiyon ve iki lokantanın bulunduğu Petani isimli kuzey batıya açık bu şirin plajda mola veriyoruz.

Çaylarımızı içtikten sonra denize giriyorum, saat 12.00′ de ise, hemen yanımızdaki lokantada çok güzel mezgit (scordalia) balığı ve kalamar ile karnımızı doyuruyoruz. Saatler ilerledikçe, buranın devamlı müşterisi oldukları anlaşılan yerek halk da yavaş yavaş sahile geliyor. Sağdaki saklı koyda Dilek de denize giriyor ve ayrılıyoruz.

Koydan ayrıldıktan sonra tekrar yükselip anayola çıktık ve Vilaroria, Agia Thegli üzerinden Kaminarata‘ ya geldik ve sorarak Kipurya‘ yı (Kipoureon) bulduk. Saat 14.48’ de ulaştığımız bu bölge de kuzey batıya bakıyor ve bakir, sadece bir manastır var, biraz bakımsız ama muhteşem bir manzaraya sahip.

DSC_0366

Daha güneyde ilginç bir şey olmadığını düşünerek Saat 16.22 de tekrar Lixouri’ ye döndük ve Argostoli’ ye doğru yola çıktık. Hava çok sıcak. Metaxata ve Lourdata üzerinden Skala’ ya gidiyoruz. Bu yol çok keyifli ve güzel bahçeli villaların bulunduğu yerleşimlerden geçiyor. Zaman zaman deniz kenarına paralel bazen de tepelerin üzerinden gidiyor ve bakımlı güzel evleri, bahçeleri hayranlıkla seyrediyoruz. Henüz ev sakinleri yaz sezonunu açmamışlar, bakıcılar bahçelerde çalışıyor. 

Skala hareketli bir sahil kasabası, turistik bir yer olduğu belli, güzel oteller var. Sahile paralel yol üzerindeki koruluk yerde parkedip akşam yemeğimizi yedikten sonra dolunayın keyfini çıkartıyor ve bu şirin sahil beldesinde kalıyoruz.

Pazar, Mayıs 06, 2012

Kefalonya – Peleponnes (5. gün)

Bugün Yunanistan’ da genel seçimler var, halk henüz uyanmamış. Sahilde aksi yöne gidip otellerin olduğu tarafta parkederek kıyıda konuşlanıyoruz ve denize giriyorum. Çok güzel ve dibi kumlu bir deniz, suyu da serinletici. Sabah erken oy kullanan Yunanlar sahile gelmeye başlıyor ve biz tekrar yola koyulup Poros liman kasabasına geliyoruz.    

Sorup öğrendiğimize göre Zakintos adasına feribot seferleri 15 Mayıs tarihinde başlayacakmış. Bu durumda anakaraya geçmeye karar veriyor ve biletlerimizi alıp liman manzaralı bir kafede dinleniyoruz. Hava oldukça sıcak, Poros’ a çok büyük ve güzel bir liman yapmışlar.

Hareket saati yaklaşınca limana gidiyoruz ve az sonra büyük bir feribot yanaşıyor, içinden bir düğün alayı çıkıyor. Bizim düğünleri andıran bir halaya  şahitlik edip feribota biniyoruz.  Saat 15.55′ de Kilini limanına yanaşıyoruz. Buradan da Zakintos’ a saat 17.00′ de feribot olduğunu öğreniyoruz ama 54 Euro istedikleri için vazgeçip Olimpia yönünde ana karada ilerlemeye karar veriyoruz.

Navigasyon cihazımızı Olympia adresine set ettikten sonra Pirgos üzerinden oraya ulaştık ama antik tiyatroyu bir türlü göremedik, epeyce dolaştıktan sonra bulduk ve fotoğrafladık. Sonra olimpiyat oyunlarının yapıldığı alana geldik ama seçimler dolayısıyla kapalıymış, dışarıdan resimleyip tekrar ana yola çıkmak için çok dolaştıktan ve hatta bir dereden geçtikten sonra Kyparissia yönünde güzel bir yoldan ilerledik.

Kyparissia ilginç gelmedi, girişindeki kavşakta Kalo Nero adlı bir kasabada lokal bir bar-restoranda çok güzel karnımızı doyurduk. Çay-kahve de içtikten sonra saat 21.00 de buradan ayrılıp 60 km mesafedeki Kalamata şehrine saat 22.00′ de girdik. Pazar gecesi ve seçim günü sonu olması dolayısıyla da çok canlı bir kıyı şehri olan Kalamata‘ da geceledik.

Pazartesi, Mayıs 07, 2012

Peleponnes (6. gün)

Sabah 08.00 de bir fırından kahvaltılık alıp kahvaltımızı tepelik bir yerdeki Kalamata kilisesinin bahçesinde yaptık ve yola koyulup Tripoli,  Argos üzerinden Naphlion‘ a ulaştık. Tripoli görülesi bir yer değil, Naphlion’ a gelen yol Göcek körfezine iner gibi çok güzel. Naphlion çok hoş bir yer, Kaleye çıkmak istedik ama araç girişi yok, hemen altındaki limana hakim sette durup serinledik, sonra şehrin arka tarafına dolanıp bir mesire yeri bulduk, geniş ağaçlıklı alan ve plajlar var. Burada durup karnımızı doyurduk ve saat 12.51′ de yola koyulup Hapimag Porto Heli adresini navigatöre girdik.

DSC_0502

Saat 14.55′ te Hapimag Porto Heli’ ye girdik. Geldiğimiz yol çok güzeldi, türkuaz mavisi koylardan geçerek geldik, hava 32 derece, denize girdik, ferahladık. Gelirken yolda geçtiğimiz Portoçelli yerleşimine girişteki süpermarketten alışverişimizi yapıp tesise döndük ve güzel bir akşam yemeği yedikten sonra kıyıda dolunayın doğuşunu seyrederek günü bitirdik.

Salı – Çarşamba, Mayıs 08-09,  2012

Hapimag Porto Heli (7. ve 8. gün)

Tesisi çok beğendik, üç-beş aile var, sessiz, dinlendirici, tekrar gelinebilir. Akşamüzerine kadar dinlenip saat 17.46′ da yakındaki  Ermioni kasabasına doğru gidip oralarda yemek yemeğe karar verdik.

Ermioni de çok sessiz ve sakin bir yerleşim, bir tur atıp geri döndük ve geliş yolunda  gördüğümüz bir tavernada durup tek müşteri olarak güzel bir akşam yemeği yedik. Yemek sonrası sakin yollardan geri dönüp tesisimizde günü noktaladık.

Ermioni’ den hızlı feribotla gidilebilen Hydra adası da turistik bir yermiş. Trafik olmayan bu adada deniz mahsulleri bolmuş ve yazın bol turistin ziyaret ettiği söyleniyor. İnsan taşıyan feribotlarda köpek taşıma sıkıntısı olabilir düşüncesiyle gitmemeye karar verdik. Bu adanın bir başka özelliği de üzerinde bir kısmı turistlere de hizmet veren bol eşek bulunmasıymış…

Perşembe, Mayıs 10, 2012

Peleponnes – Atina (9. gün)

Bugün Dilek’ in doğum günü. 07.15′ te uyanıp hazırlandık ve kuzeye doğru yola çıktık. Hava yine açık, güneşli ve sıcak. Önce Portoçelli kasabasına gidip bir kahvede tatlı ve tuzlu kurabiyelerimizle kahvelerimizi içip, AB süpermarketten yolluklarımızı aldık ve seyahate başlıyoruz. Rotamızda ilk durak, kuzeydeki Poros kasabası.

Saat 10.15′ te Galatas‘ a geldik, hemen karşısında hoş görünen Poros kasabası var. Aradaki boğazın genişliği 300 metre var yok, küçük motorlu kayıklar iki yaka arasında insan ve yük taşıyor. Burada İtalyan mimari tarzı hakim. Birkaç fotoğraf çekip dinlendikten sonra Metana adasına doğru    devam ediyoruz. Metana yerleşiminin girişi hidrojen sülfür kokuyordu. “Ancient Acropol” levhasına kanıp aradık ama otlar arasında biraz safari yapıp uzaktan birkaç taş görünce vazgeçip geri döndük, Metana’ yı terketmeye karar verdik. Dönerken Metana’ nın girişinde sıcak volkanik kaplıcanın da bulunduğu bir dinenme tesisi olduğunu farkettik.

DSC_0544

Epidavros yönünde ilerleyip önce antik tiyatroyu gezdik ve fotoğrafladık. Çok iyi korunmuş ve öğrenciler tiyatro provası yapıyordu. Hemen yanındaki geniş alanda ise arkeolojik kazılar yapılan alanlar var. Pekçok turist ve öğrenci gruplarına rastladık.

Epidauros, Apollo’ nun oğlu Asclepius’ un doğduğu yer olup, tarihte insanların hastalıklarını iyileştirdiğine inanılan bir yöreymiş. Tiyatro MÖ 3. yy’ da yapılmış ve 15,000 kişi kapasiteli. Çok iyi bir akustik yapıya sahip tiyatroda en üst basamakta oturduğumda, sahnede prova yapan öğrencilerin fısıltılı konuşmalarını dahi duyabildim…

Yemek yedikten sonra yola devam edip Korinth‘ e geldik. Panoramik seyir noktasını aradık ama bulamadık, orada yaşayan bir Türk amca bize selam verince durup biraz konuştuk ve yakındaki bir köprünün başından kanalı resmedip yola devam ettik.

Saat 17.44′ te Pire‘ ye girdik ve burada durmayıp Atina’ ya doğru yola devam ettik. Atina çok kalabalık, trafik çok yoğun, çok motorsiklet var. Navigatör Hapimag otelin yakınına kadar götürdü ama birtürlü bulamadık, sora sora nihayet ara sokakta bulduk. Yeri çok güzel, Plaka sokağının hemen yanında.

Dar sokaklardan geçerek birkaç tur attıktan sonra merkezden uzaklaşmaya karar verdik ve Vouliagmeni yönüne gittik. Burası Atina’ nın sayfiye yeri gibi, çok otel ve tesis var. Yol boyunca ve sokaklarda yan yana sıralanmış cafe-restoranlarda halk neşeli neşeli akşam keyfi yapıyordu, biz de ilginin yoğun olduğu bir kebapçıda karnımızı doyurduk. Üzerine de dondurma yiyip günü bitirdik. 

Cuma, Mayıs 11, 2012

Atina – Selanik (10. gün)

Sabah 05.30′ da uyanıp kahvaltı sonrası yola çıktık, Akropolisi set edip Atina merkeze gittik. Fotoğraflarımızı çekip Atina’ nın sakin halini yaşadıktan sonra Pire’ ye gittik ve fırından sıcacık böreklerimizi alıp limanın girişine bakan bir noktada kahvaltımızı yaptık. Hava sabah bulutlu ve serindi, şimdi açmaya ve ısınmaya başladı. Saat 08.00′ de hareket ettik ve kuzey yönünde ilerlemeye başladık. Atina merkezden çıkmamız bir saat  sürdü. Skala Oropu’ yu navigasyona girdik. Yolda ilerlerken Evia adası’ na giden bir feribot keşfettik ve hemen bindik, biner binmez de hareket etti. 

DSC_0697

Yarım saatlik bir yolculuktan sonra adaya indik ve çamurlu bir yola girdik. Ada bizi çok şaşırttı çünkü her yanda sanayi tesisleri var ve ortalık pis. Ada aslında dar uzun ve oldukça büyük, belki kuzey kıyıları sakin ve güzeldir ama bizim keyfimiz kaçınca adanın merkezi Chalkida üzerinden ilerleyip bir asma köprüden geçerek tekrar ana karaya çıktık, böylece ada ziyaretimiz çok kısa sürdü.

Lamia şehrini set edip kuzeye doğru E75 yolundan ilerledik, sonra Otos dağlarından aşağıya doğru manzaralı bir yoldan kıvrıla kıvrıla indik, biraz sonra da otoyola girdik.

Otoyolda ilerlerken Lamia’ ya 14 km levhasını görüyoruz, karşıda da bir yerleşim görünüyor. Ancak Lamia’ ya çıkış göremedik, Lamia birden yok oldu. Volos‘ a gitmeye karar verdik, dağa yaslanmış uzun sahil şeridi olan bir üniversite şehriymiş, çok pastane vardı, birisinden pasta alıp yedik fakat şehir çok kalabalık ve park yeri olmadığı için çıkıp Larissa‘ ya gittik. Burası da ovanın ortasında kurulmuş, birbirini dik kesen dar caddelerin ve sokakların olduğu geometrik ve kaotik bir kent, hoşumuza gitmedi ve bir tur atıp çıktık.

Saat 17.10′ da Selanik yönünde ilerlemeye başladık, hava tekrar ısındı. Selanik‘ e geldik ve sahil yolundan geçtik. Tıpkı İzmir gibi, çok canlı, kafeler barlar gençlerle dolu, durmadan devam edip Kalamaria‘ ya geldik. Sahildeki bir otoparka girip yanyana tavernalardan birisinde güzel bir akşam yemeği yedik. Üzerine biraz yürüyüş yapıp burada kaldık.

Cumartesi, Mayıs 12, 2012

Selanik – Halkidiki (11. gün)

Sabah hemen yola çıkıp Halkidiki yarımadasının ilk parmağına girdik. Yol çok güzel, keyifli yazlık evler var, tabiat da harika. Yeni Mudanya’ ya (Nea Moudania) girdik, kıyıdaki kahvede oturup kahvelerimizi içtik ve saat 9.43′ te  hareket edip aynı yoldan ilerlemeye devam ettik.

Yolda biraz yağmur serpeledi, her tarafta katır tırnağı var, hoş bir görüntü oluşturuyor. Kassandra üzerinden Skioni‘ ye geldik ve durmadan devam ettik. Yazlık evlerin bazılarında insanlar var, bazı yerli halk kıyılarda balık avlamaya çalışıyor, sakin ve huzurlu yerler. 

İlk parmağın ucundaki burnu döndükten sonra Paliouri kasabasına geldik. Sahil yolu üzerinde pansiyonlar ve lokantalar var, deniz çok güzel. Birinci yarımadanın ikinciye bakan bu sahili boydan boya harika. Sahilde durup denize girdik, sonra bir arka yol üzerindeki lokantalardan birini gözümüze kestirip karnımızı doyurduk. Saat 14.00 civarında buradan ayrılıp kıyı kıyı yola devam ettik ve ikinci parmağa girdik. Bu parmak daha ormanlık, daha çok tesislerin olduğu sakin ama piknik ve serbest camping yapmanın yasak olduğu bir yarımadaymış. Buna karşın bol miktarda camping alanı var. Dolayısıyla doğası daha çarpıcı ve güzel. Çok sayıda koy var, saat 17.00 gibi burna geldik, batıya döndük ve sahili gören yoldan seyahate devam ettik.

DSC07139

Bu yolda ilerlerken üçüncü parmakın ucunda oldukça yüksek ve volkanik olduğu anlaşılan bir dağ görünüyor.  Bu son parmakta manastırlar olduğu için sadece erkek ziyaretçiler girebiliyormuş. Bu nedenle navigasyona Asprovalta‘ yı yazıp devam ettik.

Yol yükselmeye başladı, hava şerbet gibi oldu, sık ormanlık bölgelerden geçiyoruz, gözlerimiz yeşile doydu. Az sonra bolca su akan bir çeşme görüyor ve durup hem bol oksijenli soluk alıyor hem de sularımızı dolduruyoruz. Bu yol tekrar geçmeye değer. Dağdan aşağıya döne döne iniyor ve Olympiada yakınlarında sahil yoluna kavuşuyoruz. Hava kararmaya başlarken saat 20.00 civarı  Asprovalta’ ya geliyoruz. 

Asprovalta girişinde sanıyorum bir yortu (paskalya olabilir) ve bununla ilgili kutlamalar vardı. Halk dansları toplulukları ve halk bir hayli coşkuluydu. Asprovalta daha önceki ziyaretimize oranla daha güzelleşmiş, sakindi. Bu arada kaldığımız yerin aslında Agio Georgio olduğunu, asıl Asprovalta’nın merkezinin, gelirken geçtiğimiz ve kutlamalar olan yerleşim birimi olduğunu anlıyoruz.  Belediye buranın sahilinde bir hayli düzenlemeler yapmış, bir de yeni otel açılmış, otelde kalan Bulgar ve Romen vatandaşları da vardı. Bulgarlar da Yunanistan’ ı sıkça ziyaret edenler arasında.

Pazar, Mayıs 13, 2012

Kavala – TR (12. gün)

Sabah erkenden uyandık, deniz kenarında kahvaltımızı yaptık ve hava ısınınca şemsiyemizi açıp üzerimizi değiştirdik, ben denize girdim ve öğleye doğru toparlanıp daha önce de yaptığımız gibi indirim markete gittik, hem yolluk hem de dönüş alışverişimizi yaptık. Market de yenilenmiş ve daha gelişmiş, güzel olmuş. Saat 12.00 ‘de buradan ayrılıp otoyol üzerinden Kavala’ ya geldik. Daha önce gitmediğimiz sağ tarafına doğru gidip geldik, sonra sol tarafta çıkışa yakın aşağıdaki küçük koyda yanyana sıralanmış tavernalardan “Meltem” isimli olanda güzel balık yemeği yedik. Hava bulutlu ama sıcak.

Xhanti‘ ye gelince otoyoldan ayrılıp girdik, asıl amacımız un kurabiyesi bulup almaktı ama pazar günü olduğu için heryer kapalıydı. Bir tur atıp daha önce gitmediğimiz eski şehir kısmına gittik, otantik kahveler ağzına kadar doluydu. Yağmur yağmaya başladı, tekrar yola koyulup ülkemize dönmek üzere sınır kapısının yolunu tuttuk. Saat 22.40 civarında evimize ulaştık.

Yunanistan, hepimizin bildiği gibi, geçtiğimiz yıl uzunca bir süre “battı – batıyor”, “çamura saplandı”, “çıkmaz yola girdi”, “kendisiyle birlikte AB’ ni de batıracak” vb gibi pekçok yoruma hedef olmuş bir ülke. Bu yorumların çoğunu da, ekonomi konusunda araştırma yapan, hatta eğitim veren bilim insanları ve  entellektüeller yapıyorlardı. Pekçok Avrupa ülkesi medyası gibi, ülkemizin de medyası bu görüşlere alkış tutup, gazete ve ekranda bol bol yer vermişti. Yunanistan’ da hatırı sayılır zaman geçiren, halkın yaşam tarzına, giyim-kuşamına, yüz ifadesine, konuşmasına tanık olan bir komşu ülke vatandaşı olarak  bazı yorumlarımı okuyucularımla paylaşmak isterim:

– Evet, bu ülkede ekonomik bir sıkıntı ve bunun insanlar üzerinde değişik etkileri olduğu doğru ve kolayca gözleniyor.

– Buna karşın insanlar hiç de umutsuz görünmüyorlar, yarına olumlu bakıyorlar. (Ancak bunu kabul eden kimi eleştirmenler,  bunun nedenini, AB’ ne sırtlarını dayamış olmalarına bağlıyor…Çok kısır bir düşünce.). Ekonomik göstergelerin kıyaslanması da bu konuda hatalı eleştiri yapıldığını ortaya koyuyor. Bunun için aşağıda bir link verdim, merak eden okuyucularım, ülke seçerek, Yunanistan ile istedikleri bir başka ülkenin ekonomik ve diğer verilerini kolayca karşılaştırıp çıkarım yapabilirler…

https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/index.html

– Bu olumlu bakış, Yunan halkını eğlenmekten alıkoymuyor. Hatta sıkça eleştiri oklarına hedef oldukları bir konuda da alışkanlıklarını devam ettiriyorlar. Yani “Siesta” yapıyorlar. Ama halkı siesta yapma kültürüne sahip daha pekçok ülke var, hem de ekonomileri kıskanılacak kadar iyi, unutmayalım…

– Ben bir Ege’ li vatandaş olarak, 55 yıllık ömrümde bu kadar bakımlı zeytin ağacını, iklimi hemen hemen aynı olan kendi ülkemde bile ne yazık ki görmedim. Sadece zeytin ve zeytinyağı üretiminde,  pekçok ülkenin önünde oldukları kesin.

– Deniz mahsulleri konusuna gelince, aynı denizin aynı balıklarını paylaşıyoruz. Hatta avlanma yasağı dönemleri farklı olduğu zamanlarda Türkiye ile Yunanistan arasında ciddi balık ticareti de yapılıyor. Yani bazen bizden onlara, bazen de tersi yönde deniz ürünleri transferi var. Fakat pişip tabağınıza gelen balık ya da diğer deniz mahsullerinin hem lezzetinde hem de fiyatında fark var. Bunu anlamak ise hem zor, hem acı veriyor.

– Gelelim tuzlu-tatlı unlu mamullere;  Bu konuda çok farklı bir yerde olduklarını söyleyebilirim. O kadar ki, sabah evinde kahvaltı yapma kültürünü sürdüren Yunan aileler dahi, kahvaltılarını en yakın mahalle fırınından aldıkları sıcak çörek ve böreklerle süslüyorlar. Karşılaştırma yapmak istemesem de, sadece Çeşme’ deki birkaç fırının pişirdiği “boyoz” bu böreklerle yarışabilir. Pasta ve diğer tatlı ürünlere ise hiç girmiyorum…

– Çok dikkatimizi çeken bir diğer konu ise, ülkedeki tarihi değerlere gerektiği kadar önem atfedilmediğidir. Pek çok bakımlı ve iyi işletilen arkeolojik kazı alanı,  kale, kilise, manastır vb olduğu gibi, bakımsız, terkedilmiş, işaretlenmemiş, yolu kötü, adresi tanımlanmamış niceleri de var ne yazık ki.

– Bir ülkeyi gezen turistlerin en çok dikkat ettikleri konulardan birisi de halka açık tuvaletler ve bunların temizliğidir. Yunanistan’ ı baştan başa kateden 750 km uzunluğundaki “Egnatia Odos” otoyolu üzerindeki sınırlı sayıda tuvaletler ne yazık ki bakımsız. Ancak, yerleşim yerlerindekiler oldukça temiz ve ücretsiz. Ayrıca müşterisi olun ya da olmayın bar, cafe, lokanta, yakıt istasyonu gibi mekanlar tuvalet kullanımı konusunda çok saygılı davranıyorlar.

– Dikkatimizi çeken bir diğer konu da, fiyat istikrarı. Ülkenin bir ucunda aldığınız hizmet ya da ürünün fiyatıyla, diğer ucundaki arasındaki  fark yok denecek kadar az.  Bir başka ifadeyle, “turist kazıklama”  ya da “rantiye” gibi fırsatçı bir zihniyetle karşılaşmıyorsunuz bu ülkede. Ancak yıllar itibariyle genel fiyat seviyesinin yükselmekte olduğu gözlenebiliyor.

– Milli gelirlerinin büyük bir bölümünü (%80) hizmet sektöründen elde ediyorlar (2011 yılı için 235 milyar $). Bunu da bu sektörde çalışan 3,250,000 insanla sağlıyorlar. Bu oran  Türkiye’de %63 (2011 yılı için 677 milyar$) ve 13 milyon kişi bu sektörde hizmet veriyor. Yani dört katı çalışanımız var hizmet sektöründe, ama elde ettiğimiz gelir üç katı bile değil. Neden acaba? diye sormadan edemiyor insan…

GENEL NOTLAR:

1-   Toplam katedilen yol: 3,994 km

2-   Toplam yakıt:  300 lt

3-   Yakıt sarfiyatı:  0,075 lt/km

4-   Yakıt maliyeti : 300*1,61=483 Euro

5-   Müze+kale+kaplıca vs :  37 Euro

6-   Diğer yol masrafları: 197 Euro ( otoyol, otopark, feribot )

7-   Sigorta vs masraflar: 301 TL 

Reklamlar